Etiketler

, , , ,

Vedat Bilgin“Bir milliyetçinin bu süreçte ne işi var” sorusunun cevabı, aslında oldukça açıktır: Türk milliyetçileri bu topraklarda yaşayan milletin kim olduğunun bilincinde olan insanlardır. Onlar, Türk milleti derken Türkmenlik, Kürtlük, Zazalık, Kıpçaklık vb. gibi etnisite, kabile ve daha iptidai şekiller olarak soy-klan yapılarına gitmezler. Milletin tarihsel-kültürel olarak inşa edilmiş bir varlık olduğunu bilerek davranırlar. Dolayısıyla milliyetçiler, millet ve tarih bilincine sahip olmak durumundadırlar. Milleti bölmeye, onu geri yapılara, etnik kimliklere ayırmaya dönük çabalara, ayrılıkçı hareketlere, bu sebeple herkesten daha duyarlıdırlar.

Türkiye’de son otuz yılda yaşanan ayrılıkçı hareketin, etnik terörün, milletin bütünlüğüne karşı bir saldırı olduğu açıktır. Bu saldırının ilk planda, insanlarda biz kimliğiyle ilgili kuşku yaratması, bu ülkede yaşayan insanların bin yılda sahip olduğu derin bağlarını sarsacak etkiler bırakması hedeflenmiştir.

Biz duygusu

Duygusal ayrışmanın arkasından, duygusal çatışma diyebileceğimiz, her toplumda var olan, çeşitli düzeylerdeki farklılıklar üzerinden bir aşamaya geçilmek istenmiştir. Bu çabalarla, millet kimliği yerine, aslında milletleşme tarihinin zenginlikleri olarak, tarihsel-kültürel mirasın eski toplumsal formlarına dayanan bir zemin oluşturularak, ayrılıkçı siyasal harekete toplumsal destek sağlanmaya çalışılmıştır.

Terör örgütünün bölgede yarattığı tedhiş, baskı, yıldırma ve döktüğü kan olmasaydı, bu tür çabaların ve politikaların hiçbir etkisi olamazdı. PKK’nın bütün kanlı tarihine rağmen, halk üzerinde oluşturduğu etki,duygusal ayrışma düzeyinden, duygusal çatışma ve duygusal kopma düzeyine geçememiştir. Bunun içindir ki, bugün çözüm sürecine en fazla sevinen, “Bu beladan kurtuluyoruz” ümidiyle, heyecana kapılan bölge halkı olmuştur.

Milliyetçiler bu sürecin içerisinde neden yer alırlar veya almalı mıdırlar, sorusunun cevabını bu bağlam içerisinde aramak gerekir.

Bir: Milliyetçiler, insanımızın sahip olduğu ortak duygusal zeminin parçalanarak, duygusal ayrışmaya, çatışmaya ve kopmaya götürülmek istendiğinin bilincindedirler. Bu sebeple, etnik toplulukların millet varlığı içerisinde sahip olduğu biz duygusunu yitirmemesi için, terörün bir an önce ortadan kaldırılmasını isterler.

Var olmak bilinci

Terör sadece döktüğü kanla, meydana getirdiği acılarla bugünümüzü zehir etmekle kalmayıp, sürmesi halinde millet varlığının geleceğini tehdit etmektedir.

İki: Terör örgütü, hem devletin son iki yılda ortaya koyduğu etkili mücadele karşısında çaresiz kalmış (Karayılan’ın açıkladığı kayıpları bu süre içerisinde 2700 civarındadır) hem de bölge yapısında meydana gelen değişmelerle, Türkiye’den çekilmek ve tasfiye olmaktan başka bir çıkış yolu bulamayacak duruma gelmiştir. Dolayısıyla “ne veriyorsunuz” ya da “neyin karşılığında terör bitiyor” sorusu, yanlıştır. Türkiye hiç kimseyle, millet varlığı üzerinden hiçbir şeyin pazarlığını yapmadan, kendi halkı için daha özgür, daha müreffeh, daha güçlü, daha demokratik, daha çok imkân üreten büyük bir ülke olarak, bu süreci yönetmek durumundadır.

Üç: Milliyetçiler, Türk milletinin tarihi misyonuna, sahip olduğu kültür değerlerinin insanlık için anlamlı olduğuna ve bu değerlere dayanan yeni bir medeniyet kurma bilincine sahiptirler. Türk ve İslam coğrafyasında bugün yaşanan değişim, Türkiye’nin geri kalmışlık zincirini kırması, bölgesel güç olma yolunda ortaya çıkan tarihi fırsatlar, terörden kurtulmuş bu ülkeye, yeniden büyük Türkiye yolunu açacak niteliktedir.

Türkiye’nin varlığını, milletin bütünlüğünü savunan insanların bu sürece duyarsız kalmasını istemenin bir anlamı olabilir mi?

Vedat BİLGİN

Reklamlar