Etiketler

, , , ,

Nedim HazarSüreci putlaştırmak…

Milletçe ayarımız olmadığı için, birazdan yazacaklarım, çok değil belki birkaç yıl sonra, okuyanlara absürt gelebilir. Ama maalesef yaşıyoruz bunları ve yaşayacağız da korkarım ki. Ayarsızlık hastalığımız sadece bir tabakaya ya da kesime ait değil maalesef…

Bu memleketin en aklı başındakileri bile, çoğu zaman bu marazın etkisiyle neredeyse -affedersiniz- ‘saçmalığın daniskası’ türünden beyanlara, istek ve eylemlere imza atabiliyorlar. Ve zannederim ki, başımıza gelenlerin bir kısmı da bu marazi yönümüzden dolayı hak ettiğimiz felaketler oluyor.

İster adına ‘Barış Süreci’ deyin, ister ülkenin gerçek demokrasiye geçmesi için atılan en önemli adımları, fark etmiyor. Yaşanan son sürecin önemi ortada. Daha düne kadar, bugün yapılanların binde birine bile tahammül edemeyecek kitleler, akan kan dursun, memleket huzur bulsun diye yaşanan onlarca saçmalığa rağmen sessizce de olsa bu süreci destekliyor. Şahsen fakir de, bu görüşmeleri, hayırla bitmesi için hem kalben hem de fikren destekliyorum.

Ülke olarak ilk kez yaşadığımız için böylesi süreçlerin nasıl yaşanacağını tam olarak bilmiyoruz. Belki de bu yüzden konuşması gerekenlerin sustuğunu, susması gerekenlerin ise sade suya tirit gündemler ile sürece katkı adına olmadık absürtlüklere imza attığını görüyoruz. Açıkçası bugüne kadar alışık olmadığımız bir ketumluk var işin muhataplarında. Bilemiyorum, belki de bu iyi bir şeydir.

Ancak şöyle bir tehlikenin de artık fark edilmesi lazım: Kimileri yaşanan bu süreci adeta putlaştırmaya, kutsamaya çabalıyor. Sanki bedeli ne olursa olsun mutlaka olumlu sonuçlanması gerekiyormuş, aksi bir durum bu millet için sadece felaket değil, adeta yok oluşa yol açacakmış gibi davranıyorlar. Elbette hiçbir ehl-i vicdan, sürecin hayal kırıklığıyla sonuçlanmasını istemez ve elbette bu ülkeyi seven herkes yıllardır akan kan ve gözyaşının bitmesini ister.

Kişisel müptezellikleri, bazı aktörlerin sahip oldukları hastalıklı yapılarını da görmüyor değiliz. Kimilerinin meseleye ‘Kürtlerin hakkını vermek’ten daha ziyade ‘Türklerle hesaplaşmak’ olarak baktıklarını da gayet sarih şekilde görüyoruz. Bu milletin iki aslî unsurundan birine yapılan haksızlıkları gidermenin yolu, diğer unsurları aşağılamak, canını yakmak ve ‘şimdi sıra sizde’ hissi oluşturmak olmamalı. Dahası bu meseleyi ele alarak tarihi bir risk üstlenen ve takdir edilmesi gerekenlerin, her yönüyle süreci ele almaları, meseleye kutsallık atfederek değil, akl-ı selim ile yaklaşmaları gerekiyor. Allah muhafaza olumlu sonuçlansa bile, sonrasının felaket olmayacağını kim garanti edebilir? Süreç sonrası oluşacak tablo hakkında bir fikir ve plan sahibi olunması gerekiyor. Mesele ya da amaç, sadece silah bırakmak, bıraktırmak olmamalı. Memleketin her yöresinde, ucunda, kıyısında gerçek demokrasinin tesisi ve eşitliğin inşası olmalı. Silah ve terör bunun önündeki en önemli engel elbette ama terör bitince her şey tamammış gibi davranmak, korkarım ki daha büyük acıları getirebilir.

Oturup karamsar tablolar çizme meraklısı değilim. Ama esas hedefi unutup, malayani işlerle vakit kaybetmenin en azından zamanı değil. Mesele, magazinleştirilecek kadar hafif olmadığı gibi, putlaştıracak kadar vahim de olmamalı. ‘Başaramazsak bittik’ de salim aklın ürünü değil, oturup renklerle, isim-şehir-renk oyunu oynayarak vakit kaybetmek de. Çok daha derin bir aklın, büyük bir vizyonun inisiyatif alması gerekiyor. Memleketin barış, hürriyet ve kardeşlik hissinin tekrar tesisine ihtiyacı var, yeni hain ya da kahramanlara değil…

M.Nedim Hazar
Reklamlar