Etiketler

, , ,

Ahmet AyHafta, bir yandan Kandil ve Avrupa’ya Öcalan’ın mektuplarını götüren BDP heyetinin dönüşü sonrası oluşan olumlu havayla geçerken, öbür yandan İmralı notlarını sızdıranın kim olduğu ile ilgili tartışmalarına sahne oldu.

İçinde geçtiğimiz süreç öyle bereketli bir süreç ki kimin ne olduğu, ne istediği, kime ve neye hizmet ettiğini ortaya döküyor. Bu süreç, yıllardır aramızda yaşayanların en ince ve en son makyajlarını da döküyor. Öyle ki daha önceleri demokrat, barışsever, hakperest bildiğimiz pek çok zatın gerçek yüzü ortaya çıkıyor.

Bakalım bu yüzler kimin?

Başbakan R. Tayyip Erdoğan, Bu can bu bedende olduğu müddetçe bu acıları dindirmek için …  Hiç kimse yanımızda olmasa da anneler için… Tahriklere rağmen, sabotajlara, engellere rağmen tüm kadınlar için, tüm anneler için, tüm eşler için, tüm çocuklar için bu çabayı sürdüreceğiz…” dedi. Açık ve net söylüyorum: İnsanım diyen Sayın Tayyip Erdoğan’ın bu çağrısına sırtını dönemez ve buna engel ol/a/maz.

Dikkat buyurun; ‘engel olmamalı’ demiyorum olamaz, tabi ‘ben insanım’ diyorsa…

Bahçeli, tek sermayesi olan -ki o da ‘hüsr’dür- ‘hain’likle yaftaladığı R. Tayyip Erdoğan ‘anneler hatırına, eşler hatırına, çocuklar hatırına kan akmasın’ diyor. Ama kim bilir belki DNA testi yapılırsa Türk bile olmadığı ortaya çıkacak olan ırkçı kafalar Türkçülük adına her türlü engellerle kan aksın diyor. Öyle ya, ölen babalarının çocukları değil ki. Bunlar barışın seri katilleri, kardeşliğimizin bitmesi için çocuklarımızın kanını istiyorlar. Anadolu’nun has evlatları ölmüş umurlarında mı?

Yalnız Bahçeli mi?

Bir zamanlar demokratlıklarına laf söyletmeyenlerin ne dediklerine bakalım:

BDP (sayın başbakana A. Ay) bu inanılmaz desteği, “PKK silah bıraktıktan ve yurtdışına çıkarıldıktan sonra” AKP’nin “yapmayı düşündüğü” reformlar karşılığında verecek. Oysa, bu kadar işkilli ve beklentili bir halkın temsilcileri (yani biz Kürtler’den A.Ay), umulurdu ki, önce, bu insanların ‘Türkiyeli Kürt’ kimliğini tanıyan özerkliği bir görsünler. Yani, çözüm planının aşamaları ters. Önce özerklik somutlaşmalıydı…” diyor bir zamanların demokratı ama şimdilerde savaşçılıkları baskın oranlar (!) ve avaneleri. Tabi, biz Kürler de öyle saf bir halkız ki hemen Baskın Oran’a “yav ustaz sen ne mübarek adammışsın! Sen olmasaydın biz Kürtlerin hali ne’ce olurdu” diyeceğiz değil mi?

Kimse Baskın Oran’ın Kürtleri ve Kürtlerin haklarını düşündüğü için bu lafları söylediğine bizi inandırmaya çalışmasın. Bu süreçte kendine demokrat, İslamcılara ‘demon’kratlıklarını[1] hayra, Kürtlerin hayrına yoracak bir Kürt bulamazsınız.

Kürtlere, “PKK’ya söyleyin, siz deli misiniz, hiç silah bırakılır mı, Erdoğan diktatördür, özerklik falan vermez ha” diyor bay demokrat adam!.. BDP’li bir tanıdığa sordum:

Baskın Oran böyle yazmış, ne diyorsun?

Cevap:

“Buna biz Kürtler ne mi diyoruz? Sana ne diyoruz biz Kürtler, sana ne Baskın Oran sana ne?”

Sahi,

Kanın durması, silahın hak arama yöntemi olmaktan çıkarılması neden şu şarta bu şarta bağlı olsun?

Baskın Oran bilmeli ki Kürt sokakları ‘her şeyden önce kan akmasın’ diyor, çocuklarının yaşamasının yanında özerklik teferruat kalır, hoşuna gitmese de bayım…

Oran, sadece Kürtlere değil, milliyetçi refleksleri ‘baskın oran’lara da mesaj göndermeyi ihmal etmiyor:

“Peki, ‘kan dökülmesi’ durmasın mı? Tabii ki dursun da, son bir hayal kırıklığı patlak verirse, bir süre sonra her AVM’de bir ‘kan banyosu’ başlayabilir.” Buyurun size Emin Çölaşan’ın diğer yüzü. ‘Bir süre sonra’ ne olabilirmiş?

“Her AVM’de bir ‘kan banyosu’ başlayabilir”miş. Şu kehanete, falcılığa bakar mısınız!?

Türk sinemasının ünlü falcıları, TVlere çıkan şarlatanlar dahi bu sonucu bulamazlar.

Bu sürecin devamının Türkiye’de BÜYÜK BARIŞ, EBEDİ KARDEŞLİK olacağını ve böylece ülkenin çok daha MUTEBER ÜLKE seviyesine çıkacağını bilmelerine rağmen dine, İslam dinine, İslamcı geleneğe ve bu gelenekten gelen Tayyip Erdoğan’a olan kinlerinden dolayı akan kanın durmasına mani olmaya çalışırlar din düşmanlığı baskın oran dinozorlar.

Çölaşan dedim de bakın Çölaşan ile Baskın Oran ne kadar da aynılaşıyorlar:

“Sevgili okuyucularım, Türkiye’de şu sıralarda bize yaşatılmakta olan rezalet aynen budur.

Ve hükümet bu katilin kucağına düşmüş, ondan medet ummaktadır!” E. Ç

Patronlarının kucağına oturup önüne atılan kabuklar (aslında kemikler demeliydim)  bitince ‘buna değmiş, buna değmemiş’ yapan E. Ç hep kucaklara oturduğundan dolayı dili kucaklarda dolanır. Rezilin rezaletten söz etmesi kadar utanç verici bir şey yoktur, ama E. Ç’nin utanma ile bir araya gelemeyeceği yaşadığı ve yaladıklarından belli.

Baskın Oran ne kadar Kürtleri düşünüp kışkırtıyorsa, E. Ç de o kadar Türkleri düşünüp kışkırtıyor! Bereket Türkler de Kürtler de bu operasyoncu yazar ve aydınımsılara itibar etmiyor.

“Baskın Çölaşan” böyle provokatif laflar sarf eder de diğer ‘seri katil’lerden olan operasyon uzmanları boş dururlar mı? Demonkratlıkları baskın oranlara Salı günü devam edelim…

Ahmet Ay / Milat

Reklamlar