Etiketler

, , , , ,

Siyasette Levi’s sendromu…

Hıdır GevişPeşinden kürek çektiğiniz teorileriniz mi var, uğruna saçlarınızı ağarttığınız prensipleriniz mi var, üzerine tokmakla vurup ses çıkardığınız doğrularınız mı var, herkesle paylaşmak istediğiniz kurgularınız mı var… İyi peki bravo size ama bunlara sahip olduğunuz için kendinizle çok da fazla gurur duymayın.

Çünkü bu saydıklarım, size hayatın gerçeklerini doğru algılamanız ve doğru yönetmeniz konusunda her zaman yardımcı olmayabilir. Hatta yanıltabilir de… Kesinleşmiş, belirlenmiş, öngörülmüş kurallarla yaklaştığınızda, hayatı daha kolay anlayabilirsiniz ancak hayat çoğu zaman sabit kuralların inatçılığıyla anlaşılmayacak kadar değişken dinamiklere sahip. Kendi iç çatışmaları, çelişkileri her zaman hayatı başkalaşmış bir yumak olarak karşımıza çıkarır. Bu durumda hayatı değiştirmek için hayatla birlikte yuvarlanmanız gerekir. Aksi hâlde siz prensip hesabı yaparken, her şey son sürat alıp başını ileriye doğru gider ve siz çok geride kalırsınız.

Hayatın gerçekleriyle aramızdaki mesafeyi uzatmamaya herkes dikkat etmeli: siyasetçiler de öğretmenler de ticari markalar da… Arayı uzatmak demek silinip gitmeniz demek. Çünkü artık ne kimse için yararınız ne de kimse üzerinde etkiniz olur.

Bir örnek verelim. Levi’s markasını bilirsiniz. Bir dönem kot pantolon denince akla ilk gelen markaydı. Hazır giyim sektörünü yönlendiriyordu. 1993’te “en sitil sahibi marka” deniyordu Levi’s için… Ancak 2000’lere doğru bu dünya markasına giderek bir şeyler oldu. Yavaş yavaş hazır giyim piyasasından adı silindi. Hip-hop kültürü bu dönemde etkisini arttırmış ve bu yeni kuşakların giyim konusundaki beğenilerinde farklı derecelerde etkilemişti. Bu kültürel dönüşümü yakalayan yeni firmalar hızla büyürken, Levi’s yavaş yavaş pazar dışına itildi.

Çünkü Levi’s markasının burnu ve aklı beş karış havadaydı. Onlar hâlâ kendi dünyasında yaşıyordu; ürün seçeneğini az tutan, pantolon ağırlıklı bir marka oldukları saplantısına kaptırmışlardı kendilerini. Fiyatları yüksek tutarak diğerlerinden farklı olacaklarını düşünüyorlardı. Oysa hazır giyim piyasasına, genç kuşağın beğenileri ve ihtiyaçları yön veriyordu. Levi’s ise biraz 2. Dünya Savaşı sonrası doğan baby boomer kuşağına hitap ediyordu hâlâ. Gençler yeni modelleri daha ucuza giymeyi tercih ederken, Levi’s aklı sıra elit takılıyordu, biz bir klasiğiz deyip, çizgisinde radikal oynamalar yapmıyordu. E ne oldu, kendini kendi prensipleriyle bağlayan bu gerici kafa, Levi’s markasına ölüm döşeğine soktu. Ancak şirket yönetimi ne zaman ki bu kafayı değiştirdi, firma 2010’dan itibaren bir geri dönüş bir silkeleniş yaşadı. Bugün pazar payı artıyor.


Siyasette bizim CHP aynı hataya düşüyor.
 Eski Levi’s kafası onlarda da var. Hâlâ Türkiye’ye 501 modeli giydireceğini düşünüyor. Kendi kural ve prensipleriyle kendilerini bağlıyorlar. Alıcısı olmayan, sadece üst kadrodaki yöneticilerin komplekslerini tatmin edebilecek bir siyaset yaparak her geçen gün bir adım daha geriye düşüyor, alan kaybediyorlar. CHP için bizim yapacağımız bir şey yok, kendileri bilir. Buna karşın AKP ne kadar eleştirirseniz eleştirin, söz dinleyen, gözü kulağı açık bir parti; bu nedenle çok esnek ve değişimciler. Kendilerini yeni toplumsal dönüşümlere ve taleplere çabuk adapte ediyor ve ona göre yeni politikalar geliştirebiliyorlar. Şu müzakere sürecinde bunu çok iyi görüyoruz.

Müzakerelerin devam ettiği, yeni anayasanın yapılandırıldığı bu kritik süreçte AKP’ye akıl vermeye çalışan birtakım isimler var. Zamanında Özal’a akıl veriyorlardı. Ancak bu isimlerde de artık biraz Levi’s sendromu görülüyor. Taha Akyol bunlardan biri. Kendisi derya-deniz bir yazar; bilgisine, beyefendiliğine saygım sonsuz. Ancak bilmek ve iyi bir insan olmak her zaman hayatı doğru algılamanıza ve doğru stratejiler geliştirmenize yetmiyor. Önceki günkü yazısında“Türkiyelilik” ve “Türkiye milleti” üzerine yazmış. Belli ki Tayyip Erdoğan’ın “Türkiyelilik” vurgusundan rahatsız olmuş. Kendi teorik donanımıyla ve tarihsel verilerle Türkiyelilik kavramının çalışmayacağını söylemeye çalışıyor, dolambaçlı olarak tabii. İyi de o olmasın bu olmasın, ne olsun; o konuda da net ve iddialı değil. Bu Kürt milliyetçiliğine çare değilmiş, birleştirici etkisi yokmuş… İyi de bu kavramı tek çare diye sunan kim, bu sadece bütüncül bir politikanın bir unsuru. Ayrıca bir Kürt olarak benim gibi pek çok Kürd’ü tatmin ediyorsa bir Türk olarak Taha Akyol’a ne oluyor?


AK Parti’ye tavsiyem, Özal danışmalarının demokratlık-Kürtçülük perdesi arkasındaki sinsi sekterliklerine ve illallah dedirten kötümserliklerine
 kulak asmamaları.

Hıdır GEVİŞ/Taraf GAZETESİ

 

Reklamlar