Etiketler

, , ,

Gülay GöktürkBu defter böyle kapanamaz

Herkese bir yufka yüreklilik geldi ki, sormayın…
Darbe sanıklarına karşı hiç umulmadık çevrelerden yükselen aşırı hassasiyeti gördükçe şaşıp şaşıp kalıyorum.
Ortalıkta kalan birkaç “taş kalpli”den biri olmak hiç de hoş pozisyon değil inanın ama ilkeli olmak diye de bir şey var…

Hadi ilkeyi de bırakalım, tehlikeyi görmek diyelim…
Elbette ki ağır hasta sanıklar cezaevi koşullarında tedavi edilmekten kurtarılmalı. Denetimli serbestlik, hukuki durumu uygun olanlara elbette uygulanmalı. Tutuklama kararlarında, yargımıza şimdiye kadar hakim olan “tutukluluğun kural, tutuksuz yargılanmanın istisnai hal olduğu” anlayışı değişmeli…
Bütün bunlara tamam…

Ama AK Parti MKYK üyesi Osman Can’ın önerisini nereye koyacağız mesela? Yeni anayasaya ek madde koyup Balyoz, Ergenekon ve KCK davalarının düşürülmesi teklifi ne demek oluyor?
Bu bir af mı, yoksa nedamet mi?

“Böyle davalar açmak ve bunca insanı mağdur etmekle hata ettik, özür dileriz” anlamı taşımaz mı davaları düşürmek?

Henüz bitmeyen davaları düşürmenin -hele hele şu anda kamuoyunda hakim olan hava göz önüne alınınca- bu davaların “adli bir hata” olarak tarihe geçmesinden başka bir sonucu olamayacağını görmek çok mu zor?

Taş kalpli Yunanlılar

Geçtiğimiz aylarda Stelyo Berberakis, Balyoz Davası kararları etrafında yürüyen tartışmalara bağlı olarak, darbecilikle mücadelenin ne büyük bir kararlılıkla yürütülmesi gerektiğini bize Yunan tecrübesinden örnekler vererek hatırlatıyordu.

Onun kaleminden okuyalım:

Yunanistan’da 1967 darbesini düzenleyen 18 subay ömür boyu hapis cezası hükmü giymişti. (En son darbeci 5 yıl önce hapiste öldü.) Buna rağmen Yunanistan 1980 yılına kadar hâlâ “darbeci” olarak bilinen subaylardan bir türlü arınamadığı gibi; iktidara seçimle gelen muhafazakâr partiler her zaman “Balyoz Planı” benzeri endişeler içindeydi. Ancak 1981’de iktidara gelen Papandreu’nun ilk işi Yunan Silahlı Kuvvetleri içinde büyük bir “temizleme operasyonu” yapmak oldu.

Bu çerçevede ordunun tüzüğünde radikal değişiklikler yaptı ve Savunma Bakanlığı görevini de kendisi üstlendi. Buna göre; “(…) darbe hazırlıkları emrini alan ya da aldığı emrin olası darbelere yol açabileceği kanısına varan alt rütbeli subaylara, hatta erlere, bir üstlerinden aldıkları bu emri cumhurbaşkanına, başbakana ya da hükümet üyelerine bildirme yetkisi” verildi. Aynı yönetmeliğe göre, darbe ya da darbeye yol açabilecek emirleri alan ve bunu siyasetçilere bildirmeyen alt rütbeliler, bu emri aldıkları üstleri kadar “darbe yapmak ya da darbe teşebbüsünde bulunmak” suçu ile aynı derecede sorumlu gösterilecek ve ömür boyu hapis cezası hükmü giymeleri kaçınılmaz olacaktı.

Beyaz Kuvvetler aramızdayken…

Evet, Yunanistan’da 18 cuntacı hapiste can verdi; bizse Kenan Evren’i daha mahkeme heyeti önüne bile getirmedik. “Yaşı yetmişi geçmiş insanların hapiste sürünmesine” de gönlümüz bir türlü razı olmuyor. Bu kadarla da kalmıyor, bütün davaların birden düşürülmesini konuşuyoruz.

Üstelik Özel Harp Dairesi denilen örgüt bütün sırlarıyla birlikte halen yaşarken; “Beyaz Kuvvetler” denilen meçhul kişiler aramızda faaliyet göstermeye devam ederken gösteriyoruz bu yufka yürekliliği.
Ne diyeyim, toplu bir akıl tutulması mıdır, nedir?..

 

Reklamlar