Etiketler

, , ,

Gülay Göktürk“İşin aslı şu ki, bugün parlamentoda bulunan dört partiden AK Parti ve BDP, yeni bir anayasa için ittifak yapması en doğal iki siyasi güçtür.

Çünkü mevcut anayasayla problemi olan sadece bu iki partidir. Diğer ikisinin, toplumda esen “yeni anayasa” rüzgarına karşı koyamadığı için bu çalışmalara açıktan karşı çıkmaya cesaret edemese de esasında temelde mevcut anayasa ile hiçbir problemleri yoktur” demiştim önceki yazımın sonunda.
Bugün ne demek istediğimi biraz açayım.

Cumhuriyet dönemi, iki büyük toplum kesiminin kamusal alandan dışlanmasının tarihidir bir bakıma. Bunlardan biri muhafazakar kesim, diğeri de Kürtler’dir. Kemalist rejim kendi kafasındaki “modernleşme”projesini gerçekleştirmek için muhafazakar kitleleri dönüştürmek, dönüştüremiyorsa kamusal alanın dışında tutmak; çok milletli Osmanlı’dan tek tip bir millet yaratmak için de Kürtler’i “Türk” yapmak zorunda hissetmiştir kendini. Burada iki satırla özetlediğimiz bu sürecin ne kadar uzun ve acılı bir süreç olduğunu ne kadar büyük bir mağduriyet yarattığını hepimiz biliyoruz. Bu o kadar yaygın ve derin bir mağduriyettir ki, Kemalist rejim 90 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca “mağdurların rövanşından” duyduğu büyük korkuyu hissetmeden bir gün geçirmemiştir. Sonuçta fobi düzeyine gelen iki büyük korku (şeriat gelir-Kürtler ayaklanır) yapılan bütün anayasaların ruhuna sinmiştir: Devleti halktan “koruma” perspektifi, Atatürkçülüğün resmi ideoloji olması, vatandaşın dini kimliğini yaşamasını yasaklayan bir laiklik anlayışı, Kürtler’in kimliğini ve varlığını tamamen inkar eden bir milliyetçilik…

Şükürler olsun ki bugün devlet açısından büyük bir transformasyon döneminin içindeyiz. AK Parti’nin on yıllık iktidar dönemi devlet için hem şeriat fobisi konusunda bir rehabilitasyon dönemi oldu hem de Kürtler’i inkar ve asimilasyon politikası büyük ölçüde terk edilerek çok önemli reformlar yapıldı, yapılıyor.

Ve şimdi sıra, iki alanda yaşanan büyük dönüşümlerin Anayasa’ya yansımasına geldi. Yeni toplumsal sözleşmenin ana fikri budur. Cumhuriyetin mağdur ettiği iki büyük kitlenin mağduriyetine son verecek yeni bir toplumsal sözleşmenin yapılmasıdır. Yeni toplumsal sözleşme elbette ki sadece bu iki kesimi değil bu korku rejiminin kurbanı olan bütün toplumsal kesimleri de özgürleştirecek, Cumhuriyeti demokrasiyle aşılayacaktır.

Mağdurların ittifakı

Meseleye böyle baktığımızda, yeni anayasanın ana taşıyıcısı olacak olan temel kitleleri de, onların siyasi temsilcilerini de açıkça görebiliriz.

AK Parti, geniş muhafazakar kitlenin siyasi temsilcisi olarak, zamanın dayattığı değişikliklerin savunucusu olmak durumundadır. BDP de, diğer mağdur kitlenin, Kürtler’in siyasi temsilcisi olabildiği ölçüde, yeni anayasaya destek verecektir.

Diğer iki partinin ise böyle bir değişiklikten çıkarı yoktur. Zira statüko onlardan yanadır. CHP’nin milliyetçilik ve laiklik okları zaten tarihi olarak, sözünü ettiğimiz iki büyük kitleyi hedef almıştır. Parti içindeki demokrat unsurları bir yana koyarsak, parti yönetiminin kendi geçmişiyle ciddi bir hesaplaşmaya girmediği sürece ihtiyaç duyulan anayasaya destek vermesi de mümkün değildir. MHP’nin de bugünkü anayasayla belirlenen statükoyu, yani hakim ulus olma imtiyazını terk etmesi, kendini inkar anlamına geleceği için, yeni anayasaya destek olması hayal bile edilemez.

Bu tablo bize yeni anayasayı çıkarmak için iki büyük mağdur kitlenin siyasi temsilcileri olan AK Parti ve BDP’nin ittifak yapmasından daha doğal bir şey olmadığını net bir biçimde gösteriyor. Bu, sadece tepede yapılmış bir siyasi ittifak değil, çok geniş tabanlı bir toplumsal ittifaktır… Mağdurların büyük ittifakı…

Yeter ki başkanlık sisteminin devreye girmesi, bu ittifakın ana misyonu olan “daha demokratik bir cumhuriyet için Kürtler’e de, muhafazakarlara da tam özgürlük” fikrini arka plana itip, olayı“başkanlık sistemine geçiş için al ver pazarlığı” haline getirmesin

Reklamlar