Etiketler

, , , ,

ergünSon operasyon…

Ümraniye’de ele geçirilen bombalardan sonra başlayan Ergenekon operasyonları, Balyoz dalgaları, PKK ile masada barış arama çabaları ve şimdi de DHKP-C örgütüne yönelik tutuklamalar…
Gizli kasalar, kozmik belgeler, ajanlık suçlamaları, bilgilerin Avrupa’daki bazı ülkelerle paylaşılması gibi onlarca iddia havada uçuşuyor…
Ergenekon ve Balyoz’da olduğu gibi bu operasyonların da peşine düştük.
“Neler oluyor?” sorusunun cevabı, burada da çok önemliydi.
Devlet ne yapıyordu?
Anlamadığımız noktalar nelerdi?
Neden avukatlar bile tutuklanıyordu?
Zihnimde onlarca soru vardı. Ama hepsinin cevabını tek başıma bulmam hiç kolay değildi…
Doğru insana doğru soruyu sormalıydım…
İki gündür “Kim olabilir?” diye düşünürken, devletin kozmik bilgilerini elinde tutan dostuma ulaştım. Uzun zamandır ortada yoktu… Konuşmazdı… Sır küpüydü…
Dostluğumuza güvenip ikna ettim. Çok önemli sorulara çok önemli ama kısa cevaplar verdi…
İtiraf etmeliyim; Açtığı pencereden DHKP-C’yi eksiksiz anladım. Yazmamak kaydıyla örgütün çok ünlüPAŞALAR ve SİYASİLERLE temas halinde olduğunu gördüm. Öyle bir ilişki ağı ki, bilseniz siz de şaşırırdınız.
Merak ettiğinizi biliyorum…
O zaman başlayalım…
DHKP-C nasıl bir örgüt?
Bedri Yağan ortadan kaldırılınca, Dursun Karataş örgütün tek hakimi oldu. Karataş’ın örgütle ve örgütün arkasındaki güçlerle ilişkisi çok eski ve derindir! Çok değişik bir isimdi… Belki bu nedenle kendisine Dursun Dayı denirdi!
Değişik derken!
Örgüt her zaman devletin ilgi alanında oldu. Ama hep uzaktan…
Uzaktan mı?
Evet! Çünkü örgüt, muazzam bir istihbarat gücüne sahipti. MİT korkardı! Mesafeli davranırdı!
MİT neden korksun ki?
Örgütün, merkezi BRÜKSEL olan bir istihbarat ağı vardı. Bu merkezden Türkiye’de ne olup bittiği onlara aktarılırdı. Gazetelerde yazmadı ama örgüt içine sızan çok sayıda MİT elemanı infaz edildi. Hayatını kaybeden istihbaratçıların cesetleri daha çok inşaatlarda bulunurdu! Karataş’a ve örgüte çok güçlü bilgi akışı vardı. İçlerine sızan bir istihbaratçı en fazla 1 yıl yaşayabilirdi. Deşifre olmayanı ben görmedim!
Nasıl bir örgüt bu böyle!
İstihbarat Başkanlığı olan bir yapı!
Bu kadar karmaşık olduğunu düşünmemiştim!
Sözünü ettiğim bu istihbarat merkezinde çalışman için yurt içi ve yurt dışı görevleri başarıyla tamamlaman gerekir!
* Yurt dışından kastınız?
Ortadoğu değil tabii! Yurt dışı görevleri hep AVRUPA içidir!
Peki nasıl oluyor bu atamalar?
Örgüt önce sizi hapse düşürür! Örneğin bir hırsızlık suçundan hapse girersiniz. Orada örgütü tanır, gelişirsiniz! Devamlı ders verilir çünkü! Hapis, okuldur!
Sonra?
Olgun bir üye olunca dışarıda görev çıkar! Dediğim gibi bu Rusya ya da İran değildir! Hep Avrupa içindeki ülkelerdir! Örgüte giriş vardır, çıkış yoktur!
Şaşırdım açıkçası!
En güçlü oldukları yer Türkiye’dir. Öyle güçleri vardı ki bir telefonla en önemli isimleri serbest bıraktırırlar… Mesela Reşat Altay bu örgütü çok iyi bilen bir isimdir!
Başka bağlantıları var mı?
Mehmet Ağar’a karşı özel bir ilgileri vardır! Bunun ne olduğunu bilmem. Sayın Ağar da asla konuşmayacağı için nedenini öğrenemeyiz.
Ağar’dan ne istediler ki?
Çok uzun zaman önce Ağar, galiba Erzurum’da görev yaparken DHKP-C Elazığ Grubu kendisini tek yakaladı. Tam vuracaklarken vazgeçtiler… O olay Ağar’ı parlattı. Bu girişimi, bir nakliyat şirketinin sahibi var, o çok iyi bilir! Unutma sakın, devlette herkes bu insanlarla iyi geçinmek için azami gayret gösterir…
Siyasiler dahil..
Hangi siyasiler?
İsim vermek doğru olmaz. Ama ANAP’lı bir vekil vardı. Alaattin Çakıcı’nın hemşehrisiydi. O bunlarla çok iyi görüşürdü! Bir de CHP’li vekil vardı. Çok ayrıntılı bilgilere sahipti. Daha başka insanlar da vardı! Atatürkçü Düşünce Derneği’nden, Ordu’ya kadar, diğer sol örgütlerden, işadamlarına kadar herkes iyi geçinirdi. Devletin kurumları uzak dururdu! PKK Diyarbakır’da, bunlar METRİS’te doğdu! MHP’lilerle de İslami örgütlerle de çok iyi geçinirlerdi!
Peki askerlerle nasıl ilişkileri vardı?
İşte bu konu çok derin… İsim vermek istemiyorum.
Ama sandığından çok daha karışık ve gizemli bir konu… Bunu atlayalım…
Son soru… Tutuklamaların arkasından bir şey çıkar mı?
Bilemem… Ben geçmişi konuşmayı tercih ederim.
Anlattıklarımın eksiği var, fazlası yok. Tutuklamalar hakkında söz söylemek benim işim değil. Yargı kararını beklemek en doğru davranış olur. Avukatlar suçsuz olabilir. Bilmiyorum. Ama Avrupa’nın bizle uğraşmaya devam edeceğini çok iyi biliyorum… Şimdilik benden bu kadar!
İşte kozmik dostum, DHKP-C ile ilgili olarak bunları paylaştı. Samimi olarak itiraf etmem gerekirse örgüt, sandığımdan çok daha karışık bir yapıya sahipmiş…
Bu kadar istihbarat aldığını ve her adımı bilerek attığını bilemezdim…
Örgütün BEYNİ ve yönetimi de oldukça ilginç! Eskiye ait olduğu için yer vermedim. Ancak dostum örgütün lideri hiçKADIN olmadı demeyi de ihmal etmedi… Sanırım geçtiğimiz aylarda “yerli basın” bir KADINDAN söz etmiş!
Dostumu tanıdığım için anlattıklarına inanmakta en küçük bir şüphe duymadım. Bu kısa görüşme bile TÜRKİYEüzerinde ne kadar kirli oyun oynandığının göstergesi…
Haa unutmadan dostum yanımdan ayrılırken, çok önemli bir konuya temas etti:
2000’de Ergenekon’da fikir ayrılığı çıkmasa bu operasyonları yapmakta çok zorlanırdık!
Heyecanlandım!
Kolundan tutup “Fikir ayrılığı yaşayanlar Amerika ve Avrupa mı?” diye sordum…
Güldü!
“Bu konu uzun…
Rahat bir yerde konuşmamız lazım” 
cevabını verdi…
Şimdiden bir sonraki randevuyu beklemeye başladım…
Bilgi PAHALI ve ÖZEL
Köşe başında satılmıyor ki gidip alalım…
Haksız mıyım?
NOT: Dostum gittikten sonra Amerika ve Avrupa’nın Türkiye üzerinde ne dolaplar çevirdiğini düşündüm.
“Kirli işleri ne zaman öğreniriz?” diye kendi kendime sordum…
Sanırım biraz daha bekleyecektik!

Reklamlar