Etiketler

, , , ,

Abdulhamit BiliciÖzal’ın Irak öngörüsü çıktı!

“Eceliyle mi öldü, öldürüldü mü?” tartışmasıyla gündemimizde olan rahmetli Turgut Özal, vizyon kavramını siyaset literatürümüze kazandıran isimdi. 

Vizyon, olup bitenlere reaksiyoner tavır almak yerine, tarihi ve bugünü hesaba katarak geleceğe dönük analizler yapmak, öngörüde bulunmak ve buna göre politikalar üretmekti. Gerçekleşmiş ya da gerçekleşmesi kaçınılmaz hadiseleri iyi okuyarak, ülkenin çıkarına en uygun pozisyonu almak da vizyonun parçasıydı.

Ekonomiyi de eklersek Turgut Özal’ın vizyonuna dair hatırlanması gerekenler listesi çok tutar. Sadece dış politikaya dair bazı örnekleri hatırlayalım: Soğuk Savaş’ın sona ermekte olduğunu hissederek Moskova’ya yaklaşıp çeşitli alanlarda işbirliği geliştirmek, Sovyetler’in dağılmasından sonra hızlı karar vererek Türk cumhuriyetlerini ilk tanıyan ülke olmak, Türk dünyası ile ilişkilerin gelişmesi için binlerce öğrenciyi Türkiye’ye getirmek ve o ülkelerde Türk okullarının açılması için son nefesine kadar gayret etmek, 1. Irak Savaşı’nın önlenemeyeceğini görerek savaş sonrası masada bulunmak ve yeni dizayna Türkiye’nin çıkarları çerçevesinde müdahil olmak için baba Bush’la yakın temas kurmak, Saddam devrilince öne çıkacağı kesin olan Barzani ve Talabani’yi kucaklayarak Ankara’yı denkleme sokmak, ülkenin demokrasi standartlarını yükselteceğine inandığı için AB’ye tam üyelik ve AİHM’ye bireysel başvuru süreçlerini başlatmak…

20 yıl önce Irak’la ilgili öngörüsü, bugün neredeyse birebir çıkmış olması karşısında Özal’ı takdir etmemek imkânsız. Böyle bir vizyonu olmayanlar için bugün Şii lider Maliki’nin ipleri elinde tuttuğu Bağdat ile Ankara arasındaki ilişkilerin kötüleşmesi sürpriz olabilir. Ama vizyon sahiplerine göre hiç öyle değil. Çünkü onlar, Bağdat’ta bugün yaşananları, 1990’da ilk Körfez Savaşı patlamadan önce kestirebiliyordu. Ayrıca bugün olanlar, 10 yıl önce Türkiye’nin İkinci Körfez Savaşı’nda aldığı pozisyondan bağımsız olmadığı gibi, son dönemde izlediğimiz siyasetten de kopuk değil. Bu çerçevede kısa süre önce Başbakan Erdoğan’ın, “1 Mart tezkeresinin reddedilmesi hataydı.” tespiti önemli.

Olayların nereye gittiğini okuyan Özal, buna göre tedbirler almak istedi. Lozan’da çözümsüz bırakılıp Milletler Cemiyeti’nde Türkiye aleyhine çözülen Musul Sorunu’nu inceliyordu. Bunun için ilk Meclis’in gizli oturumunda, Irak ve Suriye’ye dair kritik sırlar içeren zabıtları okuyordu.

Ama o, sadece derin yapılar ve medya tarafından değil, hükümet tarafından da yalnız bırakılmıştı. Vizyonu ve atılmasını istediği adımlar yüzünden hedef yapıldı. Söylemediği sözlerden dolayı kamuoyunda mahkûm edildi. Hayalperestlikle suçlandı. Türkiye’nin bir numaralı sorunu kabul edilen Kürt meselesini de doğrudan ilgilendiren bu vizyonu yüzünden belki de hayatından oldu.

Ölümüyle ülkenin karanlık bir tünele gireceği 1990’ların başında Özal’ın Irak öngörüsü şu idi: “Irak, çok güçlü bir merkez etrafında kurulmuş bir ülke. Diktatörlük şeklindeki merkezî yönetimi ise azınlık rejimi. Savaş, Bağdat merkeziyetçiliğine dayanan bu yapıyı tahrip edecek. Doğacak yeni Irak iki şekilde olabilir:

Irak’ı oluşturan parçalar, yeni merkezi oluşturacak. Bu da Şii ve Kürtlerin merkezdeki ağırlığının artması demek. Ülke bütünlüğü korunsa da Irak, eskisine göre zayıf, muhtemelen federatif yapı olacak. Güvenlik başta olmak üzere bu durum Türkiye’yi çok yakından ilgilendiriyor. Kesinlikle o masada olmalıyız. Yeni yapıda Şiiler, İran nüfuzunun taşıyıcısı olacağından biz Kürt kartı üzerinden rol almalıyız.

Irak parçalanırsa Musul’a dair tarihî haklarımızı öne süreriz. Siyaset boşluk kaldırmaz. Kuzey Irak’ta doğacak boşluğu biz doldurmazsak hasım ya da rakip bir güç doldurur. Bunu önlemek için Irak’ın geleceğinde söz sahibi olmamız şart.”

Ortadoğu’ya yakın ilgisiyle o günlerde Özal’a danışmanlık yapan Cengiz Çandar, Mezopotamya Ekspresi adlı biyografisinde, Özal’ın senaryolardan ilkini tercih ettiğini ama ikinciye de hazırlıklı olunması gerektiğine inandığını not etmiş.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani’nin Time’a dediği gibi ABD, gözümüz önünde Bağdat’ın anahtarını İran’a verdi. Yine Barzani’ye göre Kürdistan bağımsızlığa en yakın noktada. Türk bakan Taner Yıldız’ı taşıyan uçak, Erbil’e indirilmiyor. Kerkük’e giden Dışişleri Bakanı Davutoğlu, tutuklanmakla tehdit ediliyor. Türkiye’nin Bağdat’taki dostları hakkında idam kararları çıkıyor.

Görüldüğü gibi iş işten geçtikten sonra dizleri dövmek faydasız. Karşı karşıya olduğumuz mesele, önünü göremeyen statükocu anlayış ya da Arap/Türk sokağını kazanmayı hedefleyen romantik bakışla üstesinden gelinemeyecek kadar zor. Devlet kurumlarından düşünce merkezlerine; siyasetten üniversiteler ve medyaya kadar hepimizin daha derin bir vizyona ve bunu zamanında uygulayacak iradeye ihtiyacı var.

Bu duygularla yeni yılın, ülkemize ve dünyamıza hasretini çektiğimiz barış, kardeşlik ve özgürlüğü getirmesini dilerim.

 

01 Ocak 2013, Salı

ABDÜLHAMIT BILICI

 

Reklamlar