Etiketler

, , , ,

Ekrem DumanlıArkadaşlar sakin olun artık…

Cemaat ile AK Parti arasında kavga var mı? Uzun zamandan beri tartışılıyor bu konu. Bilen de konuşuyor bilmeyen de. Hatta öyle konuşanlar çıkıyor ki meydana, ne AK Parti’nin durduğu siyasî zemine vâkıf; ne cemaatin yükseldiği sosyal gerçekliğe. Bir ezberdir sürüp gidiyor.

Daha kötüsü, bazı çevreler böyle bir kavganın var olabilmesi ve daha şiddetli hale gelebilmesi için canhırâşâne bir eforla kendini yerden yere atıyor. Hafta içinde ‘AK Parti-cemaat kavgası’ üzerine iki önemli açıklama geldi. İkisi de mevzuun birinci dereceden muhatabı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Fethullah Gülen Hocaefendi. Bakalım ne demişler?

Başbakan Erdoğan, katıldığı bir televizyon programında ‘Cemaat-AK Parti kavgası’ ile ilgili bir soruya muhatap olunca aynen şöyle söylüyor: “Tabii biz de bunları doğrusu özellikle yazılı ve görsel medyadan öğreniyoruz. Buna da üzülüyoruz. Zaman zaman da tabii ciddi manada yaralıyor, hatta zaman zaman bazı arkadaşlarım inanmaya da başlıyor. Diyoruz; ‘Aman ha!’ Çünkü böyle bir şeye inanmaya başladığınız anda biz kaybederiz. Böyle bir şey olamaz. Olayımız bizim bu ülkede hizmettir.”

Bu ifadelere bakıldığında Sayın Başbakan’ın zihni gayet berrak. ‘Böyle bir kavga yok’ diyor ve dönem dönem medyada estirilen havadan herkesin etkilendiğini ancak böyle bir şeye inanmanın yanlış olduğunu çok net bir şekilde ifade ediyor. Fethullah Gülen Hocaefendi de avukatları aracılığıyla bir açıklama yaptı hafta içinde. O açıklama da bir zaruretten kaynaklanıyordu. Bir gazetenin “Cemaat mi dinledi?” diye ortaya karışık attığı bir manşete tekzip gönderiyordu Hocaefendi. Şer odaklarının öteden beri tezgâhladığı kirli planlara atıfta bulunan açıklamada şu satır Başbakan’la aynı yaraya parmak basmanın ifadesiydi: “Şimdi de parti ile cemaat arasında savaş projesi sahneye konuluyor…”

Yaklaşım aynı, duyarlılık aynı. Ne var ki bazen belli odakların körüklediği ‘kavga’ her iki kitle arasında da mâkes bulabiliyor. Tabii ki cemaat ile parti aynı değil. Yani biri, partinin gençlik kolları falan olmadığı gibi; diğeri de sosyal bir hareketin siyasî bir uzantısı değil. Ancak Türkiye’nin dünya dengeleri arasında hak ettiği yerini alması ve demokratik çıtanın yükseltilmesi konusunda bu iki kitle arasında doğal bir ittifak bulunmakta. Tabii ki bazı konularda farklı düşünebilirler. O farklılık, “Ümmetimin ihtilafı rahmettir.” nev’inden bir düşünce zenginliğidir. Kaldı ki ortada temel inanç ve yaklaşım konusunda büyük bir farklılık gözükmüyor. En azından fitne çıkmasına neden olacak kadar büyük bir uçurumdan söz edilemez. Bu duruma rağmen sanki kanlı bıçaklı bir ihtilaf varmış gibi Twitter üzerinden, gazete sütunları aracılığıyla, ya da canlı yayın kazalarına kurban giden TV programlarıyla niçin kavga körüklenmektedir?

Sayın Başbakan, kavga iddialarına ‘gülüp geçiyorum’ diyor ve zaman zaman kendini medyadaki söylemlere kaptıran ‘arkadaşlar’ı uyardığını söylüyor. Yerden göğe kadar haklı. Sadece parti çevresinde değil bu ‘arkadaşlar’ bazen cemaat yakınlarında da dolaşıyorlar ve ‘kavga’nın derinleşmesi için yanlış bir yol izliyorlar. Her iki tarafta da var olan ve tavırlarıyla ‘kavga’yı kışkırtan kişilerin bir kısmı art niyetli değil kuşkusuz. Kimisi heyecanına mağlup, kimisi mevzuların künhüne vâkıf değil. Bazen kıskançlık ve hırs, bazen de hizipçilik ve hazımsızlık devreye giriyor. Dolayısıyla dıştan yapılan hücumlara karşı dirençli olmasına rağmen içe sızmış virüslere karşı bağışıklık sistemi zayıf bünyelerimiz kimi zaman sarsılıyor. Belki de bu yüzden herkes kendi ‘arkadaşlar’ını aklıselime davet etmeli, aynı gemide yer aldığımızı, herkes en yakınındakine hatırlatmalı.

Şu noktayı da yazmasam içime dert olur: Bugünlerde ‘arkadaş’ gibi pozisyon alanların bir kısmı aslında hiçbir zaman ne arkadaş oldu ne de dost. İlk sürçmede (Allah korusun) maskeli balo bitecek ve acı gerçek o zaman daha net anlaşılacak. Daha birkaç yıl öncesinde kimin nerede hangi pozisyonu aldığına bakınız; o zaman ne demek istediğimi daha net anlarsınız. Mesela birisi bana son seçimden birkaç gün önce şöyle dedi: “Aman yüzde 40’ı geçmesin, geçerse bu adam başımıza diktatör olur.” Şimdi o dediğini unutmuş ‘arkadaş’ rolüne soyunmuş. Bir başkası ‘ucube heykel’ benzetmesi yapıldığı gün ağza alınmayacak laflar sarf ediyor, ‘köylülükten’ girip ‘yobazlık’tan çıkıyordu. Şimdi kalemini kapısının önünden geçmediği partinin emrine vermiş gibi gözüküyor. Onlarca örnek sayarım ama değmez. Aynı sıkıntı ‘cemaat’i kendine siper yapıp sorumsuzca konuşan kişiler için de geçerli. Türkiye’nin gereksiz kavgalarla kaybedecek zamanı yok…

Zor bir dönemeçten geçtiğimiz aşikâr. Hâlbuki bugünlere kolay gelinmedi. Istıraplar içinde kıvranan kitlelerin kader birliği, tarihin ve tali’in bir cilvesidir. Bu sürecin azametini çilesiz, dertsiz, gamsız insanlar bilemez. Neyse ki zirvelerden yükselen itidal sesi fitneleri boğacak kadar güçlü bir atmosfer oluşturuyor. Bu atmosfere sadece Türkiye’nin değil; dünyanın ihtiyacı var…


Yeni bahar yepyeni, ışıl ışıl

Yeni Bahar Dergisi’nin bu hafta yayımlanacak sayısını dikkatle okuyun lütfen. Ve sonra düşüncelerinizi paylaşın yayın heyetimizle. Hemen ipuçları vereyim sizlere. Gelen talepler neticesinde derginin boyutları değişti. Aksiyon Dergisi’nin ebadıyla aynı oldu. Artık çantalarda daha rahat taşınacak, kalabalıklar arasında daha kolay okunacak. Bir de güzel bir sürprizimiz var: Yeni Bahar’ın içine hoş bir çocuk eki kondu. İsterseniz çocuk ekini derginin içinden çekip alabileceksiniz, müstakil bir şekilde okuyabileceksiniz. Ekimizde çocuk terbiyesinden bulmacalara, çizgi romandan labirent bulmacalara kadar çocuğunuzun güzel vakit geçirmesini sağlayan sayfalar yapıldı. Bir sonraki sayıda devam edecek hikâyelerin yanı sıra çocukların el becerilerini güçlendirecek çalışmalara da yer veriliyor.

“Madem Yeni Bahar bu kadar yenilendi; bu ışıltıyı herkesle paylaşmak gerekir.” diyerek bir adım attı gazeteniz. Bu hafta neşredeceğimiz Yeni Bahar, abonelerimizin tamamına dağıtılacak. 12 ay taksitle yıllık abone olmak isteyen okurlarımız, dergiyi sonraki haftalarda ücretsiz elde edebilecek. Yıllık abone olmayanlar, bu güzel dergiye bayiden de ulaşabilir. Yıllık abone olanların 52 hafta boyunca bu dergiyi ücretsiz okuması gerçekten bir ayrıcalık… Yeni Bahar’ın yeni haline emeği geçen herkesi can-u gönülden kutlarız. Eminiz ki dergi her sayısında kendini daha da geliştirecek ve ailelerin vazgeçilmez kaynağı haline gelecek…


PANORAMA

ODTÜtartışmaları bir kez daha gösterdi ki soldaki şiddet özentisinin meşruiyet alanı çok geniş. Başka görüşlerin silahsız eylemlerine bile huşunetle yaklaşan kadim solcular, yumurta atmaktan araba yakmaya, banka soymaktan adam öldürmeye kadar her hadiseyi ‘devrimci eylem’ formülüyle aklayıp paklıyor. Oysa kamu vicdanı bu eylemleri onlar kadar masum görmüyor. Bu nedenle bizdeki çakma sol, bir türlü demokratik yollardan iktidara gelemiyor. Belki de bu yüzden bizdeki solcuların kahir ekseriyeti darbe ve cunta işlerine sıcak bakıyor. Ne dersiniz?

Takvim Gazetesi’nin cumartesi günkü manşetine göre Genelkurmay Başkanlığı, Seferberlik Tetkik Kurulu’na hizmet eden 100 bin kişinin isimlerini Darbe Komisyonu’na vermiş. Eğer bu bilgi doğruysa meselenin bamteline dokunulmuş demektir. Çünkü bir zamanlar Özel Harp diye bilinen bu Kurul’un öteden beri sağdan soldan pek çok kişiyi istihdam ettiği söyleniyor. Kozmik Oda’nın etrafında koparılan fırtına da bu yüzdendi. Gazetede yer alan bilgi doğruysa psikolojik harp taktiklerinin şifresi çözülmeye başlayacaktır. Kim istemez daha şeffaf ve demokratik Türkiye’yi…

Maalesef Levent Kırca konuştukça batıyor. Her cümlesi yeni bir perdenin açılmasına, her açılan perde, o çehredeki antidemokratik ruhun deşifre olmasına sebebiyet veriyor. Nezaket yok, nezahet yok, üslup yok, mizah yok, mizan yok… Yazık! 2 Nisan 1995’te Zaman’dayken Eyüp Can’a verdiği röportajı arşivlerden çıkarıp baktım; oradaki Kırca nerede, şimdiki Kırca nerede? Tükeniş refleksiyle sövüp saymasını anlamak mümkün; ancak bu kadar sevimsiz bir adam haline gelmenin hiçbir mantığı yok.

Reklamlar