Etiketler

, , , ,

Gülay Göktürk“Birbirimizi affedelim”

2012’den 2013’e adımımızı atmak üzere olduğumuz bir günde, Türk siyasetinin en kıdemli isminden, Demirel’den gelen mesaj dikkat çekiciydi: “Birbirimizi affedelim!”

Akşam Gazetesi’nin dün manşetine taşıdığı bu açıklamada“Herkesin birbirini affetmesi gerek; ülkenin bir sevgi seline ihtiyacı var; bu siyasetin işidir” diyen Demirel’in bir genel affı kastettiği açık.

Ben de kendi payıma, Türkiye’nin ağır ağır da olsa bir af iklimine doğru ilerlemesi gerektiğini düşünüyorum.

Ülkemiz hemen hemen her alanda çok büyük değişikliklerin yaşandığı bir geçiş süreci yaşıyor. Bu süreçte bir yandan kendi karanlık geçmişiyle hesaplaşmaya, bir yandan da geleceğini kurmaya çalışıyor. Böyle bir dönemin köklü hesaplaşmalar yapılmadan ilerlemesi ne kadar imkânsızsa; bu hesaplaşmaların bir noktada bitirilip affetme dönemine girilmesi de o kadar kaçınılmaz. Zira toplumlar da yorulurlar; toplumlar ilânihaye geçmişleriyle uğraşamazlar; ilânihaye birbirleriyle hesaplaşarak yaşayamazlar. Bir zaman gelir ki, artık bu hesaplaşmaların bitirilip, el sıkışma dönemine girme ihtiyacı hissedilir.

Bu durum, hesaplaşmanın yapıldığı iki alan için de söz konusu… Yani Türkiye kamuoyu hem halka şiddet uygulayan PKK’yla hem de halkın iradesini silah zoruyla devirmeye çalışan darbecilerle “hesabını bitirmek” ve yeni bir aşamaya geçmek zorunda. Ve genel bir affın bu yeni aşamaya geçişi kolaylaştırıcı, yaraları rehabilite edici bir etkisi olduğunu inkâr etmek de kolay değil.
Ama!
Demirel’in kullandığı “Herkesin birbirini affetmesi gerek” ifadesinin ciddi bir problemi var. Sanki herkes suç işlemiş; kimse masum değilmiş de hesapların karşılıklı silinmesi (bir nev’i clearing) gerekirmiş gibi bir anlam taşıyor. O yüzden de bu söylemin kendisi af iklimini berhava ediyor.

Oysa net olmalıyız. Aftan söz ediyorsak, önce bir tarafta suç işleyenler, bir tarafta da mağdurlar olduğunu açıkça ortaya koymalı; suçlunun suçunu kabul etmesini talep etmeli; ancak ondan sonra aftan söz etmeliyiz.

Af bekleyenler suç işlediklerini kabul etmeyince

Ne var ki bugün Türkiye’de, affedilmesi söz konusu olanlarda, yani halka karşı şiddet kullanan iki mihrakta da böyle bir tutum göremiyoruz.

Balyoz, Ergenekon gibi darbe davalarında yargılananlar kendilerinin sütten çıkmış ak kaşık kadar temiz olduğunu; ABD-AK Parti-Gülen hareketi ittifakı tarafından ortaklaşa planlanan bir tasfiye operasyonuna kurban gittiklerini öne sürüyorlar. Sadece onlar değil, ana muhalefet partisi başta olmak üzere bir toplum kesimi de onları suçlu değil, iktidarın zulmüne uğramış kahramanlar olarak gördüğünü Silivri kapısında yaptığı mitinglerle, yürüyüşlerle ortaya koyuyor.

Böyle bir tablo, bu hesaplaşmanın bitmediğini; darbeciliğin Türkiye’de hâlâ mahkûm edilmediğini gösteren bir tablodur.

Böyle bir tablo geçerliliğini sürdürürken af söz konusu olabilir mi?
Yine aynı şekilde, PKK yöneticileri de şimdiye kadar izledikleri terör çizgisinin çıkmaz yol olduğunu görmek ve özeleştirisini yapmak bir yana, “silahlı mücadeleyi” her zamankinden daha ateşli bir şekilde savunuyorlar. Kurtarılmış bölge kurmak, Türk Baharı yaratmak hayalleriyle sivil halka yönelik cinayetlerini arttırarak sürdürüyor ve nihai zaferin yakın olduğu açıklamaları yapıyorlar. Ve bu tutumlarıyla kamuoyunda bir af ikliminin oluşmasının önündeki ana engeli oluşturuyorlar.

Ben bu toplumun affediciliğine güveniyorum. Ama affediciliğin ortaya çıkabilmesi için, affedilecek olanların da suçlarını anladıklarını ortaya koymaları gerekir.

Bütün mesele kamuoyu vicdanının, halkın iradesine karşı şiddete başvurma yolunun artık geçmişte kaldığına inanmasıdır. Ancak o zaman yeni bir defter açılabilir
.

 

Reklamlar