Etiketler

, , , , , , ,

Bu kadar çok soru işaretiyle yaşanamaz

Ekrem Dumanlı19 yıl geçmesine rağmen merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatı hâlâ tartışılıyor.

Mezarı açıldı, otopsiler yapıldı, ‘zehir var’ dendi, ‘yok’ dendi, vefatı esnasındaki ölümcül ihmaller rapor edildi, şüpheli kişilerin yurtdışında olmaları dile getirildi… Öldü mü, öldürüldü mü, ağır ihmaller mi söz konusu?.. Tam unutulmuşken nereden çıkmıştı Özal dosyası? Kuşkular devam edince Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Devlet Denetleme Kurulu’nu (DDK) görevlendirmiş, enine boyuna derin bir inceleme yaptırmıştı. O inceleme sonrasında sorular azaldı mı? Maalesef hayır.

Ancak birkaç sene öncesine kadar varlığından bile haberdar olunmayan Kurul, çok kritik mevzularda çok titiz ve bilimsel araştırmalar yaptı. Mesela BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatı. Kaza mıydı, suikast mıydı? İhmal mi vardı, yoksa kasıt mı? Efsane liderin bir anda helikopter kazasına kurban gitmesi kafaları karıştırmıştı. Sonunda DDK devreye girdi. Meğer ne kadar çok karanlık nokta varmış Yazıcıoğlu’nun vefatında… Muhsin Bey’in olay yerinden ısrarla uzakta aranması, ‘helikopterde yok’ denen cihazın var olduğunun anlaşılması, valilik ve emniyet yetkilisi tarafından, kurtarıldığı ve hastaneye götürüldüğü söylenmesine rağmen böyle bir vakanın hiç yaşanmaması ve zaman kaybedilmesi… Son noktayı, şüphe ve isyanın karıştığı şu cümle özetledi: “Düşünebiliyor musunuz, Meclis’te bu mesele kapanmıştı. Ama düşen helikopterin beyni, yani her şeyi kaydeden o hafızası yok şimdi ortada. Keçiler gelip söküp götürmedi onu…” Bu kritik tespiti yapan bizzat Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’dü.

Yazıcıoğlu dosyasında DDK’nın ortaya koyduğu performans o kadar etkileyiciydi ki üstü örtülecek diye insanların pürdikkat kesildiği Hrant Dink cinayeti için de bu Kurul’a başvuruldu. El-hak, Kurul o konuya da ciddi sahip çıktı. Kamu vicdanının ‘cinayette örgüt bulunamadı’ hükmüne itirazı somut bazı bilgi ve belgelerin göz ardı edilmesi ile ilgiliydi.

Şimdi DDK, Sivas’taki Madımak faciasını inceleyecek. Öteden beri Madımak’ta yaşanan feci olay üzerine atıp tutan birileri bu gelişmeden hiç de memnun görünmüyor. Neden acaba? Yıllardır acısını yüreğine gömen bir grup vatandaşımız, “Madımak Oteli’ndeki vahşetin misillemesi” olarak yapılan Başbağlar katliamının da DDK tarafından incelenmesini istiyor. DDK onu da inceleyecekmiş. Doğru bir karar. Her iki olay da, derinden derine incelensin ve mezhep kavgası çıkarmak için kimlerin hangi kanlı senaryoda korkunç roller üstlendiği anlaşılsın.

Tabii ki DDK, mahkemelerin yerini alamaz; ama hadiselerin iç yüzünün anlaşılması konusunda büyük bir rol üstlenebilir. Tıpkı, Darbeleri Araştırma Komisyonu gibi. Meclis çatısı altında kurulan o komisyon da mahkemelerin yerini tutmuyor ama bazı gerçeklerin anlaşılması ve kamuoyuyla paylaşılması konusunda muazzam işler yapıyor. Zaten meselenin yargıya bakan yönü başka bir süreci işaret ediyor. Önemli olan, bağımsız yapıların verdiği güçle karanlık hadiselerin üzerine gidilmesi. Çünkü o karanlıkla yüzleşmedikçe Türkiye aydınlık ufuklara yönelemeyecek…

Üzerinde kocaman soru işaretleri bulunan hadiseler DDK’nın incelediği dosyalarla sınırlı değil. Mesela Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok cinayetleri üzerinde hâlâ esrarengiz birer gölge duruyor. Necip Hablemitoğlu cinayeti bir türlü aydınlatılamıyor. Albay Kazım Çillioğlu’nun intihar ettiği söyleniyordu. Kabri açılıp incelendiğinde cinayetle yüz yüze gelindi. Resmî makamlar tarafından yıllarca Orgeneral Eşref Bitlis’i taşıyan uçağın buzlanmadan dolayı düştüğü söylenmişti. Hadise yeniden araştırılınca buzlanma raporuna imza atanlar bile aslında buzlanmanın kaza nedeni olmadığını söyleyiverdi. Hadise çözüldü mü? Hayır. Tıpkı 93 yılındaki onca karanlık hadise gibi araştırmaları, soruşturmaları, incelemeleri bekliyor. Aslında liste uzun. Tarık Ümit’in, Cem Ersever’in, Ömer Lütfi Topal’ın ve daha pek çok kişinin nasıl ve niçin öldürüldüğünü, ‘derin yapı’nın burada nasıl bir rol üstlendiğini tastamam öğrenemedi kamuoyu. Belki de hiç öğrenemeyecek. Kanlı 1 Mayıs çözülebildi mi ki? Kahramanmaraş’ta mezhep kavgasını tezgâhlayıp 100’den fazla insanın ölümüne neden olanlar bulunabildi mi ki? Susurluk olayı aydınlatılabildi mi ki? Hangi ülkede hâlâ 17 bin faili meçhul cinayetten söz edilebiliyor Allah aşkına…

Geçenlerde Başbakan Erdoğan, NTV ve Star TV’de gazetecilerin sorularına cevap verirken, “Devletteki derin yapı tamamen temizlendi diye bir iddianın içinde olamayız.” dedi. Doğru söylüyor. Hafta içinde 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin sanık avukatlarına verdiği ön rapor, meselenin dehşetini yeterince gözler önüne seriyor. İnternet andıcı davasına AK Parti’nin müdahil olması çok konuşulmuş, çok tartışılmıştı. Boşuna değilmiş; Genelkurmay’ın bilgisayar kayıtlarında yer alan ve mahkemeye sunulan bilgilere göre AK Parti’nin kapatılması, hatta demokrasinin askıya alınması için ‘silahlı ya da silahsız’ pek çok metoda yer verilmiş.

Şimdi başka bir endişe başladı: Soruşturulan bazı konuların sonuç alınmaksızın tekrar raflara kaldırılması. Eşref Bitlis’in oğlu geçenlerde, “Her şeyin aydınlanacağını düşündüğümüz bir anda her şey tekrar karanlığa gidiyor.” dedi. Ahmet Özal da canhıraş bir eda ile feryat ediyor ve, “Babamın ölümünün üzerini kapatıyorlar.” şeklinde özetleyebileceğim şeyler söylüyor. Muhsin Yazıcıoğlu’nun ailesi ve dava arkadaşları, ‘olayın üzeri örtülüyor’ diye çığlık üstüne çığlık atıyor… Hiçbir ülke, ruhunu kemiren vahim kuşkularla yaşayamaz.

Seni fişleyene hiç mi kızmayacaksın?

Hafta içinde anlaşıldı ki, internet andıcı davasını yürüten mahkeme, Genelkurmay Başkanlığı’ndan bilgi ve belge talebinde bulunmuş; üstelik olumlu cevap da almış. Genelkurmay Başkanlığı, bahsi geçen döneme dair bilgisayarlarındaki bütün kayıtlarını mahkemeye ibraz etmiş. Önce tam bu noktada durup Genelkurmay’ı kutlamak lazım. Vaktiyle hiçbir soruya cevap verilmezdi malum. Ya da hafızası defalarca silinmiş kayıtlar gönderilirdi mahkemelere. Şimdi mahkemeye sunulan kayıtlar bir dönem Türkiye’de neler yaşandığını gözler önüne seriyor; tabii görmek isteyenlere…

Ergenekon davasında sıkça yaşanan bir problem 13. Ağır Ceza’nın kaleme aldığı ön raporda da karşımıza çıktı. Mahkemeye intikal eden belgelerde adı geçenler, bu mevzuda yapılan haberlere tepki gösterdi. Normaldir; sinir bozucu bir yanı var bu durumun. Ergenekon soruşturmasında da benzer tepkiler hep gözlendi. Tepki gösterenler bazen haklı sebepler de ileri sürdü. Çünkü kapalı kapılar ardında bir kısım askerler oturmuş bazı kişileri fişlemiş, onları tasnif etmiş hatta bazılarını ‘kullanmak’ maksadıyla tavzif etmiş. Şayet bu kişilerin bu durumdan haberi yoksa psikolojik harekât birimlerinin hazırladığı raporlarda isimlerinin geçmesine içerlemesi, hatta onun kamuoyu ile paylaşılmasına karşı isyan etmesi anlaşılabilir bir reaksiyon. Haberleştirme sürecinde, bazen, maalesef, özensiz davranıldığı, sehven bile olsa bilgilerin doğru başlık altında verilemediği ve kafa karışıklığına yol açtığı da söylenebilir.

Lakin bahsedilen konu şayet Genelkurmay tarafından kaleme alınmışsa; üstelik resmen mahkeme kayıtlarına geçirilmişse bu bilgilerin gizli kalması düşünülemez; hele resmî yollarla bu bilgiler aleniyet kesbetmişse. Mağdur edildiğini düşünen kişilerin yapması gereken asli bir iş var: Mağduriyete neden olan belgeyi kim düzenlemişse ona dava açmak, kamuoyunun huzurunda onlardan hesap sormak. Daha açık söyleyeyim: Vaktiyle Genelkurmay tarafından ya da ona bağlı psikolojik harp yürüten birimler tarafından fişlenen kişiler, o belgeyi hazırlayan kişilerden hesap sormalıdır. İlgili devlet birimlerinin ‘kullanıma müsait’ diye fişlediği, ‘haber yaptırma’ ya da ‘yazı yazdırma’ töhmeti altında bıraktığı kişilerden, “Beni nasıl böyle fişlersiniz?” diye bir dava açıldığını görmedim, duymadım. İsmi geçen kişiler, mahkeme zabıtlarına geçmiş ve avukatların elindeki dosyalar vasıtasıyla aleniyet kesbetmiş bilgileri yayınlayanlara gösterdiği tepkinin binde birini, o evrakı düzenleyenlere gösterseydi bugün kafalar bu kadar karışmazdı. Mahkeme kayıtlarını da yayınlamazsanız bir dosyayı örtbas etmiş olmaz mısınız? Hassas bir konu; dört bir yandan bakılmadıkça fotoğrafın tamamı görülmüyor çünkü… e.dumanli@zaman.com.tr

Reklamlar