Etiketler

, , ,

İBRAHİM TÜRKMEN, AYŞENUR PARILDAK – İSTANBUL

İshak Alatonİş dünyasının en renkli simalarından İshak Alaton, gündeme dair önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin zenginleşmesinin önündeki en büyük iki engelin darbeler ve fikirlerini günümüz şartlarına göre değiştiremeyen solcular olduğunu söyledi.

 

İshak Alaton, iş dünyasının en renkli simalarından biri. İlerleyen yaşına rağmen, hayatını adadığı demokrasi ve özgürlüklerin gelişmesi yolundaki mücadelesini hâlâ sürdürüyor. Geçen yıl Mehmet Gündem’in kaleminden okuyucu ile buluşan ‘Lüzumlu Adam: İshak Alaton’ adlı kitabının devamı niteliğindeki ‘Lüzumsuz Adam: İshak Alaton’ Kasım 2012’de piyasaya çıktı ve sadece bir ayda 5 baskı yaptı. Alaton ile kitabı üzerine başlayan sohbetimiz sadece kitabın içeriğiyle sınırlı kalmadı.  Türkiye Ekonomik ve Siyasi Etütler Vakfı’nı (TESEV) ve Açık Toplum Enstitüsü’nü kuran ve bu kurumlar aracılığıyla Türkiye’nin siyasi ve sosyal hayatına dair etkili analizlerini kamuoyuna ileten işadamının, gündeme dair de söyleyeceği çok şeyi vardı. Kitabının bir bölümünü Fethullah Gülen Hocaefendi’ye ve onun vaaz ve nasihatleri çerçevesinde eğitim ve diyalog faaliyetleri ile bütün dünyada aktif Hizmet Hareketi’ne ayıran Alaton, röportajda da hareketten sitayişle bahsetti. Alaton’a göre ‘ötekilerin’ belki de en başında Hocaefendi geliyor.

En büyük başarısızlığınız olarak neyi görüyorsunuz?  

En büyük hüsranlarımın başında çağdaş, liberal, sosyal demokrasiyi Türkiye’de bütün uğraşılarıma rağmen anlatamamam geliyor. Ben bir tezgâh açtım, gelin sosyal demokrasiyi satın alın dedim, alıcı çıkmadı. Türkiye’nin solcu geçinenleri Türkiye’nin nasıl gelişeceği konusunda fikir yürütemiyorlar. Partilerde bir ekonomik atılım programı yok. Sorarsanız çok afakî, çok genel bir iki laf söylerler size. Dünde kalmış programlarını önünüze koyarlar. Toplumun gelişmesi için gerekli programları özümseyemediler. Bunlar düşünce tembeli, düşüncelerini bugünkü gerçeklere göre değiştirmeyi göze alamayacak kadar tembeller. Sosyalizmi hâlâ ayakta tutmaya çalışan bir zihniyet var bugün ülkede. Türkiye’nin hızlı bir şekilde zenginleşmesi mümkün ama neden zenginleşemiyoruz? İki sebep buldum; birincisi askerî darbeler. Çünkü hep baştan başlattı, ekonomiyi tarumar etti. İkinci sebep de sosyal demokrat geçinen solcu takımın fikirlerini geliştirememiş olması. Yani hep dünün dogmalarında ve dünün öğretilerinde yola devam eden sol takımın bu çabaya destek vermemiş olması.

Türkiye’de bürokratik oligarşi etkinliğini yitirdi mi?

Hayır, devam ediyor bence. Bütün bu davalara rağmen. En çok yargıda görüyoruz. Yargının çok gaddar bir tavrı var. Bunun önlenmesi mümkün ama belki de bugünkü hükümet bunun devam etmesini istiyor olabilir.

“Darbelerde bir lobi desteği, bir işadamı desteği bir de medya desteği vardır.” diyorsunuz kitabınızda…

1997 yılının TÜSİAD Genel Kurulu darbeden birkaç ay sonra yapıldı ve biz darbeden önce TÜSİAD’ın Yönetim Kurulu’nun aldığı bir kararla ‘Demokratikleşme Perspektifleri’ adıyla Prof. Bülent Tanör’e bir rapor hazırlattık. Can Paker, Bülent Tanör ve ben birlikte yürüttük. Rapor 500 adet dağıtılacaktı. Dağıtılmadan önce sahneye arka arkaya insanlar çıktılar. Raporu okumadan bu insanlar raporu reddettiler. Utanç verici bir durumdu. Demokrasinin gelişmesini reddeden bir iş dünyası vardı.

TÜSİAD düzelir mi?

2010’da Anayasa referandumunu ortada bıraktılar, sahip çıkmadılar. TÜSİAD bir rapor hazırladı. Sonra Genel Kurul’da Cem Boyner, sahneye çıkıp 13 sene önceki o rapor rezaletini hatırlatarak, “Siz bu raporu kabul ediyor musunuz? Arkasında duracak mısınız?” dedi. Ben de kalkıp adamı öptüm. Üç gün sonra basın bülteni yayınlayarak bu raporun arkasında olmadıklarını söylediler. Aynı rezilliği yaşadık. Burjuvazinin hedefi zenginleşmek, onlar zenginleşirken etrafı da zenginleşir. Tüm standartların yükselmesi burjuvazinin özgür şartlarda gelişmesi demektir. Türkiye’nin burjuvazisi ya aynı prensibi okumadı ya da görevini idrak edemedi. Ben TÜSİAD Türkiye’nin burjuvazisidir diyemiyorum, TUSKON veya MÜSİAD diyorum.

Muhalefet eksikliği tehlikeli bir sorun

İktidarın gücünü sınırlayacak güçlü bir muhalefetin bulunması gerektiğini vurguluyorsunuz. İktidar için tek ve alternatifsiz olmak onun için en büyük tehlikedir. Bugün yaşanan bu değil mi?

Evet. Ve kendileri farkında olmadıkları kadar tehlike içindeler, çünkü bulutlarda yaşıyorlar, doğru düzgün bir muhalefet yok. Akıllı ve nereye gitmek istediğini bilen bir muhalefetimiz olsa, iktidar da kendine çekidüzen verecek, daha doğru hareket edecek ve belki de barışın yolunu açacak. Şimdi belki de barışın yolu belirsiz hale geldi. Ağırlığı anormal artınca, iktidar kendi problemini hazırlar duruma geldi.

Bugün iktidar ve muhalefetin hatası ne oldu?

Kırılma noktası yüzde 49,5 oy oranı ile üçüncü defa seçilmenin yarattığı özgüven. O güne kadar takip edilmiş çizgi, ki onun için de AB müzakereleri, demokrasiyi geliştirmen, hepsinin de üstünde nihai barışı yakalama çabası. (…) Fakat üçüncü seçimden sonraki tavır değişikliği Türkiye’yi bugünkü, çıkmaza yakın duruma getirmiştir. Çünkü ufukta kuvvetli bir işaret göremiyorum. Hem barışı yakalayacağız, tekrar Avrupa’nın standartlarına döneceğiz, hem Ortadoğu’daki sorunların üzerinden gelebileceğiz… Bütün bunların karşısında Türkiye’nin yanlış politikası tehlikeli bir tavır çiziyor. Hükümet bu provokasyona rağmen çizgisinden ayrılmadan, ‘evet buna rağmen ben barışı yakalayacağım’ demeliydi, demedi. O da tongaya düştü. ‘Mademki toplum tekrar savaş istiyor, ben de savaşa gideceğim’ dedi. Savaş işte o zaman tekrar başladı. Bütün mesele insanları bir araya getirip barışı sağlayacak adımı atmakta. İşte o adım atılmıyor nedense. Daha derin sebepler olsa gerek diyorum.

Siyasî bedel ödeme göze alınamıyor olabilir mi?

Bu da izah edilemiyor. Akşamları TV programlarını seyredebiliyorum. Görüyorum ki barışa kapalı birkaç bağnaz insan kaldı. Mesela eski bir bürokrat diyor ki: “Kürtlere eşit haklar vermeye kalkarsanız, Türklerin dörtte üçü karşı koyar.” Nerden biliyorsun karşı koyacaklarını? Bir mektup yazarak, ‘Bu senin düşüncen ve Nazi düşüncesi gibi.’ dedim. Çünkü ‘Kürtler birkaç hakla yetinsinler’ düşüncesi aynen Nazilerin Yahudilere tatbik ettiği sistem. Bunun bir adım daha ilerisi gaz odaları. En son söyleyeceğini en başta söyleyerek barış yolunu kesiyor.

‘Ötekileştirilen kişilerin başında Hocaefendi geliyor’

Kitabınızda bir bölümü tamamen Fethullah Gülen’e ve Hizmet Hareketi’ne ayırmışsınız. Olumlu referanslar var. Ne türlü tepkiler aldınız?

Ben bildiklerimi aktardım. Olumlu diyebilirsin, gerçektir. Reaksiyonların yüzde 90’ı tebrik edenler. Neden? En olmayacak adam, en olmayacak düşünceleri ifade etti. Şimdi bakın, ben bir ‘ötekiyim’. Ben Ankara’da Çankaya Köşkü’ne gittim. 600 kişiye ilk kitabımı anlattım ve konferanstan ve imzalardan sonra Hayrünnisa Gül Hanım da ayakta bekleyenler içindeydi. Enteresan bir gündü. “Alkış alıyorum ama ben bir ötekiyim.” dedim Hayrünnisa Hanım’a. O da “Siz yanılıyorsunuz, asıl öteki olan benim. Ben bu Köşk’e taşındıktan sonra başörtümden dolayı insan içine çıkamadım 2 sene.” dedi. Herkes ‘öteki’. Öteki olmayanlar 2 defa düşünsünler; bu toplum neden bu kadar ayrıldı? Çünkü beni attın, o kadını da eşi zirveye çıktığı halde attın. Hepimizi ‘öteki’ konumuna düşürdün. ‘Biz ayıp ediyoruz’ diye düşünmüyorlar mı? Biz bir köprü üstündeyiz. Daha karşıya geçmedik. Galiba bu durumu aşmak çok zaman alacak. Galiba bir kuşak değişecek. Yoksa bugün hâlâ o kavganın içindeyiz. Ötekileştirme, öncelikle Kürtlere… Türkiye’nin en büyük öteki kitlesi, Yahudiler değil, Hıristiyanlar değil. Şimdi görünen haliyle Kürtler.

Kitapta, Hizmet Hareketi’nin yeni insan tipi ortaya koyduğunu anlatıyorsunuz. Bu yeni insan, ‘ötekileştirme’ mekanizmasına deva olacak mı?

Olacak mı değil, olacaktır. Hizmet Hareketi’nin beni en çok heyecanlandıran yönü yurtdışındaki okullardır. Yalnız Amerika’da 200’e yakın okul var, Güney Afrika’daki okulları gördüm. Moskova’daki okulun arsasını biz temin ettik, belediyeden parasız aldık, verdik. Okul inşa edildi ve çalışıyor. Dünyanın 4 tarafında okullarda bugün yüz binlerce öğrenci var. Diplomat çocukları… O okullar, bulundukları ülkelerin en iyi okulları. Orta vadeli olarak bu okulların en önemli yönü, dünyaya Türkiye’nin pozitif yönünün gösterilmesi. Kaliteli eğitim veren birtakım insanlar. (…) 17. ve 18. asırda Rusya’da ve Polonya’da eziyetler yapılıyordu Yahudilere. (Pogronlar) Bunlar kalkıp Amerika’ya göç ettiler. Bunlar kimdi, çiftçiler, ayakkabıcılar. Yani ameleler. Ama ne yaptılar ABD’ye gelince? Çocuklarını iyi okullara gönderdiler. Onlar da çocuklarını daha iyi okullara gönderdiler. 4-5 kuşak sonra dünyanın en elit, en üretken ve en ön planda, ağırlığı hissedilen insanları Yahudiler oldu. Bugün Amerika’nın Yahudi lobisi, Türkiye’nin bile dikkate aldığı ve kavga etmek istemediği bir olaydır. Onu herkes biliyor. Ben de bunun idrakindeyim ve onları sıcak tutmaya çalışırım. Sizin orada verdiğiniz bir figür var. 14 milyon dünyadaki toplam Yahudi nüfusu. 7 milyar dünya nüfusu. Binde 2’lik bir nispete rağmen diğerlerinden daha tesirli. İsrail’i ayakta tutan da Amerika’daki Yahudi lobisi. Nobel kazananların yüzde 32’si Yahudi. Bütün bunları yan yana koyduğunuz zaman bu hareketin eğitime verdiği ağırlık çok iyi alınmış bir mesaj.

Peki Yahudilerin, cemaatin eğitim faaliyetlerine bakışı nasıl?

Wall Street Journal’da Hizmet aleyhine bir aptal yazı çıktı. Amerika’daki Yahudi lobisinin en önde gelen isimlerinden birini buldum Alon Ben Meir. Türkiye’ye çok gider gelir, ona rica ettim. Yazıyı yazanı yazısının yanlışlığı konusunda ikna etti. O da bir yazı daha yazdı bir hafta sonra. “Ben hata etmişim.” dedi. Yani Amerika’daki o problemi de Yahudi lobisi halletti. Neden? Çünkü hedefler aynı. Hedef, eğitmek. Dünyayı bekleyen en büyük tehlike cehalettir. Cemaatin hedefi de insanları eğitmek ve onlara kaliteli eğitim vermektir. Biz de bu yoldayız. Dünyaya eğitim hizmeti veren bir unsurun kendini ispat etme platformu oluyor bu Türkçe Olimpiyatları.

Hocaefendi’nin yanlış tanıtıldığını söylüyorsunuz…  

‘Öteki’lerin belki de en başında Hocaefendi geliyor. Evet Hocaefendi ötekileştirildi. Neden? O malum bir sebep. Çünkü Kemalizm rakip istemedi, rakipsiz kalmak istedi. Zaten her yerde bir tehlike görüyor…

 

Reklamlar