Etiketler

, , , , , ,

Tamer KorkmazZehirlenme Var, Kaçış Yok!

Aklımızı peynir ekmekle yememizi istiyorlar. “Özal zehirlendi paranoyasını bırakın artık” diye racon kesiyorlar.

Hakikatin üzerini örtebileceklerini sanıyorlar.

En ziyade ayar çeken de Doğan Medyası’ndan Taha Akyol; yıllardır kendisini “trafik polisi” yerine koyuyor ya, Özal gündemiyle de “durumdan vazife çıkarmış” görünüyor.

Ufuk Güldemir yaşasaydı; Taha Akyol’dan bahis açıldığında istisnasız yaptığı gibi, bir defa daha “Abdi İpekçi’nin katili Mehmet Ali Ağca’nın cebinden çıkan Hergün gazetesinin yayın müdürü” diye seslenirdi!

*

Turgut Özal’ın zehirlenerek öldürüldüğü hakikati örtbas edilmek isteniyor. Adli Tıp Raporu, devamında savcılığın açıklaması; “Zehir var ama zehirlenme yok” çikletini çiğneyen cephenin taşlarını dökmesine vesile oldu.

“On dokuz yıllık Paranoya’nın…

Şehir Efsanesi’nin…

Komplo Teorisi’nin sonu!” diyerek…

Mangalda kül bırakmadılar.

Keşke, bunlarla da yetinmeseler, biraz daha atıp tutsalar!

Niye mi?

Harcadıkları bütün “yalan dolan dezenformasyon” mermilerinin kovanları lazım olacak da, ondan…

*

Turgut Özal gerçeğinin üzerini örtebilmek için kırk takla atıp “Komplo teorileri, bir tür toplumsal terapi haline dönüştü” diyebiliyorlar; bunu yazarken hiç utanmıyorlar.

1990-2003 yılları arasındaki “17 bin 500 yüz faili meçhul”ü de “teori” kabul ederek unutmamızı, yok saymamızı istiyorlar.

Asla unutmayınız…

Medyamızda “Bütün bunlar komplo teorisidir, geçiniz” söyleminin müdavimleri sistematik olarak örtbas etme misyoneridir:

Vazifelerini yapıyorlar!

*

Kennedy Suikastı’ndaki gerçeği hasıraltı etmeye yarayan resmi tezin, 1 Mart 1969’daki Clay Shaw Davası esnasında başsavcı Jim Garrison tarafından paramparça edilerek çürütülmüş olduğunu…

Amerikan kamuoyu ancak yıllar sonra, 1991’deki JFK filmi sayesinde öğrenebilmişti!

“Komplo Teorisi” etiketçileri mi?

Pişkinliğe vurup misyonerliklerinin gereğini yapmışlar, hiçbir şey olmamış gibi davranmışlardı.

*

ÖZAL, “GÜÇ ODAKLARI” DİYORDU

Turgut Özal, 1988’deki kendisine yönelik (Kartal Demirağ’ın tetikçisi olduğu) suikast girişiminin arka planını araştırmış ve “arzın merkezi”ne ulaşmıştı.

Ne var ki, yalnız kaldığı bu mücadelede daha ileriye gidemedi.

Gerçeği kamuoyu ile paylaşamadı…

Yine de, bazı mesajlar vermeye çalışan bir Özal vardı:

“Güç Odakları” demeye başlamıştı!

Özal’ın üstü kapalı bir biçimde sözünü ettiği güç odağı mı? Türkiye’deki bütün kurumların, Meclis’in, Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın da üzerinde olan ve askerlerin de bağlı bulunduğu “Üst Yapı” idi.

Gizli Konsorsiyum’un başında bir yabancı vardı.

Kimi “şöhretli isimler” de çekirdek kadrodaydı. ABD-NATO’nun politikaları ve talimatları doğrultusunda çalışan bu gizli yapıya hiç kimse hesap soramıyordu.

“1992’nin ilk aylarında Özal’ın kalemini kıran” ve de “1993’te ortadan kaldıran” işte bu derin yapıdır.

*

İşte buraya yazıyorum:

Turgut Özal’ın zehirlenmesinin, birkaç safhada gerçekleşmiş bir süreç olduğuna dair sağlam, kesin bilgiler var.

Zehirlenmenin, Turgut Bey’in 21 Nisan 1992’de tedavi amacıyla ABD’ye gittiği (uzun süren) ziyaret esnasında “verilen ilaçlarla” başladığı ifade ediliyor.

22 Nisan günü “prostat tümörü” teşhisi konulan Turgut Özal, 2 Mayıs’ta Houston’daki Methodist Hastanesi’nde başarılı bir prostat ameliyatı geçirmişti.

Aldığı bazı ilaçlarla artı tedavi sürecinde yapılan iğneler yoluyla icra edilen…

Zincirleme bir zehirlenmeden söz ediyoruz!

*

Şimdi, bakınız ne diyeceğim?

28 Şubat belgeleri…

Mesela, Çevik Bir ve İlhan Kılıç’ın ABD ziyaretindeki (21 Şubat 1997) gizli görüşmelerinin belgesi “Kozmik Oda”dan çıkmıştı.

Acaba, Turgut Özal gerçeğini anlatan belgeler de oradan mı çıkacak?

TAMER KORKMAZ

Reklamlar