Etiketler

, , , , , ,

APO KurbanBülent Arınç, bir televizyon kanalında katıldığı programda ilginç açıklamalar yaptı. Türkiye’nin kayıp bir nesille karşı karşıya kaldığını belirten Arınç; BDP’li bir kadın milletvekiline kızıp kendine beddua ettiğini hatırlatan sunucuya, “Ama onunla ilgili bir hatırayı dinledim, artık kızmıyorum. Çünkü 17 yaşındayken Diyarbakır Cezaevi’nde ahlaksızca işkenceye maruz kalmış. Öyle kendisini zorlamışlar ki ben de aklıma gelse dağa çıkardım. Çünkü Diyarbakır Cezaevi’nden çıkanların yarısı dağa gitti, yarısı da dağdakilere övgüler diziyor” dedi.

Türkiye’nin kayıp bir nesille karşı karşıya kaldığını belirten Arınç, şöyle devam etti:

“Üniversite hayatında benim gibi Anadolu’dan gelen pek çok genç vardı. Bu gençlerin bir kısmını parayla, bir kısmını kadınla, bir kısmını ideolojiyle farklı yönlere çektiler. Farklı yönlere çekilen bu gençlerin bir kısmı idam sehpasında buldu kendini, bir kısmı kurşunlara karşı geldi, bir kısmı şimdi hayatlarını çok farklı şekilde sürdürüyor. Ama size 3 arkadaştan bahsedeyim. 3 kişi Anadolu’dan gelmişler; Durmuş, Abdullah ve Yakup. Ankara Maltepe’deki Tapu Kadastro Meslek Lisesi’nde arkadaşlık yapıyorlar. 3’ü de namaz kılıyorlar, inançlı insanlar. Sonra yıllar geçiyor, bunlardan birisi yurt dışında tahsil yapan, benim de bir yıl arkadaşlığımı yapan Uşaklı Durmuş Yılmaz, bu ülkede Merkez Bankası’nın başkanlığını yapıyor. İkinci arkadaş Yakup İnce, Konya’dan yetişmiş bir mühendis. Üçüncü de Abdullah Öcalan. Tapu Kadastro Meslek Lisesi’nin öğrenci yurdunun birbirlerini çok seven, beraber namaz kılan, orucu beraber tutan bu insanların hayatları hangi noktada kesişmiş, hangi noktada ayrılmış, Türkiye’nin son 50 yılını bu tablonun içinde görebilirsiniz.”

‘BELKİ ÖCALAN DA BİR KARANLIĞIN KURBANI’

Diyarbakır Emniyet Müdürü’nün “Dağdaki teröriste ağlamayan insan değildir” sözlerine destek olduğunu hatırlatan Arınç şunları kaydetti:

“Bizim askerimiz teröristi teslim olması için 24 saat bekliyor, sigara veriyor. Teröriste ‘Seni eve götüreceğim, annenle buluşturacağım’ diyor. Rakel Dink ‘Bir çocuktan, bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamamız gerekiyor’ dedi. İşte Abdullah Öcalan da aynen öyle. Belki bir karanlığın kurbanı olarak bu yollara götürülmüş, sevk edilmiş. İçinde MİT’in de parmağı olabilecek şekilde başkalarının da desteklemesi suretiyle şimdi İmralı’da 11-12 senedir tecrit halinde yaşayan bir insan. Ama bir çocukluğu var, gençliği var. Türkiye’de yaşayıp da idam sehpasına gidenlerin, Hüseyin İnan’larla, Yusuf Aslan’larla tarihte yolu kesişmiş bir insan olarak söylüyorum. Kürtlüğü inkar ederseniz, ‘Kürt yoktur’ derseniz, ‘Senin dilin yoktur’ derseniz bu işin çözümü olmaz. Ben bir BDP’li kadın milletvekiline kızıyordum, çok beddua ediyordum. Bu insan halen milletvekili. Ama onunla ilgili bir hatırayı dinledim, artık kızmıyorum. Çünkü 17 yaşında genç kızken, Diyarbakır Cezaevi’nde ahlaksızca işkenceye maruz kalmış ki, öyle kendisini zorlamışlar ki, ben de aklıma gelse dağa çıkardım. Çünkü Diyarbakır Cezaevi’nden çıkanların yarısı dağa gitti, yarısı da dağdakilere övgüler diziyor. İnsanlara haksızlık yaparsanız, zulmederseniz bunun karşılığı sabır gösterenler de olabilir, bunun hesabını sormaya kalkanlar da olabilir. Biz Türkiye’de ‘Ben Kürdüm’ diyen insanın rahatlıkla bunu söyleyebileceğini çünkü bu ülkede bin yıldır Kürtlerin var olduğunu, Cumhuriyet’i birlikte kurduğumuzu söylüyoruz.”

Arınç, 5 dönemdir TBMM’de milletvekili olarak görev yaptığını ifade ederek, önümüzdeki seçimlerde milletvekili ya da belediye başkanı olarak görev almak istemediğini, en azından siyasete mola vermek istediğini belirtti. Ak Parti’de kişiler üzerinden siyaset yapılmadığını ifade eden Arınç, 3 dönem kuralının faydalı olduğunu söyledi.

*****

GültanGültan Kışanak, 1980-82 yılları arasında Diyarbakır Cezaevi’nde bulunduğunu, 24 saat işkence yapıldığını belirterek, “Diyarbakır Cezaevi tam bir vahşet dönemiydi. Her türlü aşağılanma, horlanma vardı. Fiziki işkence vardı. Orada insanlık dışı muamelenin her türünü yaşadık. Esat Oktay’ın köpeği çıkartıldı, o odaya alındım. Kemik ve pislik artıklarıyla 6 ay o hücrede kaldım. Açıkça günün 24 saatini işkence görerek geçirdik. ‘Türküm’ demek için işkence yaptılar. Oktay’ın kendisi ‘Tamam, marşlar falan önemli değil ama ‘Türküm’ de, seni koğuşa çıkaracağım’ diye bana işkence yaptı. Hala ben bunların açtığı yaraları ruhumda, bedenimde taşıyorum. Fizik işkence izleri de hala ayaklarımda var. Bileklerimde sigara söndürülen yerler var. O nedenle herkes o günleri, Diyarbakır gerçeğini biliyor. Şunu da bilmek gerekir ki, şu anda hikayesini bilmediğimiz, adını sanını bilmediğimiz binlerce insan aynı travmatik süreçleri yaşadı”  diye konuştu.

****

Ahmet AY: Bir başka “İşkence Mağduru” yazar!

Geçen gün başbakan yardımcısı Sayın Bülent Arınç’ın,  Gültan Kışanak’ın gördüğü işkenceler üzerine “o işkenceleri görseydim ben de dağa çıkardım” açıklamasından sonra ‘Esat Yıldıranlı vicdanlar’ köpürmeye başladı.

BDP milletvekili  Gültan Kışanak 12 Eylül cuntasının insanlık ailesine “biz insan mıyız? Bize yazıklar olsun” dedirten işkencelerinden sadece küçük bir kesit anlatmıştı. Buna Sayın Arınç’ın gönlü, yüreği dayanamadı. Ama inanın o işkencelerin devamını ne G. Kışanak anlatabilir ve ne de B. Arınç dinleyebilir. Köpek Jo’nun bile itiraz ettiği işkenceleri Oktay Yıldıran ve gönüllü emir kulları büyük bir zevkle yapıyorlardı.

Reklamlar