Etiketler

, , ,

Zafer ŞahinZafer Şahin / Yeni Asır

Türkiye, yolsuzluklar ve darbelerden çektiği kadar hiçbir şeyden çekmedi.
Uzunca bir süre ülkenin kanını emen çeteler ve onların devlet içinde yuvalanmış uzantılarına kimse müdahale edemedi.
Devlette, yargıda, askeri ve sivil bürokraside, medyada o kadar iyi örgütlenmişlerdi ki, üzerlerine gelen herkesi bir şekilde tasfiye ettiler.
1990’lı yıllarda TBMM çatısı altında üç komisyon kuruldu.
Uğur Mumcu Cinayeti, Susurluk ve Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonları.
Bu komisyonlarda görev yapan milletvekillerinin neredeyse tamamı enteresan bir şekilde siyaset sahnesinden silindi.
Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu Başkanı Ersönmez Yarbay, Başkan Vekili Tevfik Diker ve Sözcüsü Eşref Erdem bugün nerede?
Bir dönem Türkiye’nin en popüler isimlerinden biri olan Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Başkanı Saduk Avundukluoğlu nasıl oldu da bir daha Meclis’e giremedi?
Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı olarak yıldızı parlayan Mehmet Elkatmış, partisinin iktidar olduğu bir dönemde neden gözden çıkarıldı?
SHP-CHP çizgisinin ağır toplarından eski bakan Fikri Sağlar’ın komisyon üyeliğinden sonra başlayan önlenemez düşüşü bir tesadüf müydü?
Sadece tasfiye olanlar mı? Bir de sakıncalı bilgi ve belgelere ulaşmanın bedelini hayatıyla ödeyenler var.
Susurluk Komisyonu Sözcüsü Mehmet Bedri İncetahtacı, genç yaşta şüpheli bir trafik kazasında öldü-öldürüldü.
Komisyonun raportörü Akman Akyürek’in sonu da tıpkı İncetahtacı gibi oldu.
Bu karanlık sicilden de anlaşılacağı üzere, Türkiye’de yolsuzlukların, darbelerin, derin yapılanmaların üzerine gitmek bir siyasetçi için intihar etmek gibi bir şey.
Kimsenin içine kurt düşürmek istemem ama raporunu geçtiğimiz hafta tamamlayan Darbeleri Araştırma Komisyonu üyeleri için endişeliyim.
Baksanıza, hangi partiden olursa olsun, bu meselelere ucundan kıyısından bulaşan herkes bir şekilde oyunun dışına itilmiş.
2015’te komisyon üyelerinden kaçının yeniden milletvekili listelerine gireceğini hep birlikte göreceğiz.
Geçmişte olduğu gibi yine büyük bir temizlik yapılırsa…
Bilin ki, derin devlet o muazzam gücünü hala koruyor.

Yıldırım’ın zor kararı
Sonunda bu da oldu.
İzmir, İstanbul derken Binali Yıldırım’ın adı kulislerde Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak da telaffuz edilmeye başlandı.
Türkiye’nin üç büyük kentine birden belediye başkanı adayı olarak yakıştırılmak, siyasette eşine az rastlanır bir başarı öyküsüne imza atmak anlamına gelir.
Kozmopolit yapıları ile yedi bölgeden, tüm gelir grupları ve kültür seviyesinden etnik ve mezhepsel sınıfları içinde barındırıyor bu kentler.
Yıldırım’ın adının üçü için de geçmesi, kendisine çok yakışan ‘Hizmet adamı’ profilinin geniş kesimler tarafından kabul görüp, onaylandığının da bir işareti.
Yıldırım için kulislerde konuşulan senaryolar bunlarla sınırlı değil.
Recep Tayyip Erdoğan’ın 2014’te köşke çıkması durumunda, ara dönemin başbakan adaylarından biri olarak da gösteriliyor.
İzmir’e gelir mi, İstanbul’u mu tercih eder ya da sürpriz şekilde Ankara’dan mı yarışa girer şu an için bilen yok.
Kesin olan bir şey var:
Bu çok bilinmeyenli denklem 2013’te çözülecek…

Reklamlar