Etiketler

, , , ,

onder-aytacJEWISH COMMUNITY & PRESIDENT OBAMA & CAMİA & PRIME MINISTER ERDOĞAN

Amerikan Başkanı Kennedy suikastla öldürülen bir liderdi. Kennedy’den daha önce görev yapan Eisenhower da 2 dönem başkanlık koltuğunu elinde tuttu ve izlediği politikalar Yahudi dünyası tarafından da hep eleştirildi. En sonda söylenecek sözü isterseniz en başta söyleyelim; ‘Amerika’da Başkan olmak demek, Jewish Lobisi ile öyle ya da böyle iyi geçinmekten geçer…

 

Lobiciliğin kitabını yazan Yahudi dünyası, yeni Eisenhower olayları yaşamamak için AIPAC isminde bir kuruluş kurarak, ABD siyasi hayatında, adam adama markajlarını her zaman arttırarak devam ettirdiler. Bu Jewish Komite; seçimlerden önce Amerikan Başkan adaylarını yakın markaja alır ve bir takım baskılar sonrasında da onlarla pazarlıklar yapar. Paul Findley “They dare to speak out” isimli kitabında Kennedy olayına da ışık tutmak açısından şunları yazar;

 

“(Seçimden bir süre önce) Kennedy, New York’un önde gelen Yahudilerinden birinin evindeki yemeğe katılır. Ancak o akşam yemekte duyduğu bazı sözler canını fena halde sıkar. Kennedy o akşamı yakın dostu gazeteci Charles Bartlett’e anlatırken, ‘İnanılması zor bir deneyimdi’ der. Anlattığına göre, o gece yemeğe katılanlardan biri -Kennedy adamın adını vermezi- Kennedy’e, ‘Kampanyanız sırasında bazı ekonomik güçlüklerle karşılaştığınızı biliyoruz’ der. Ve şöyle devam eder: ‘Ancak eğer önümüzdeki dört yıl boyunca, Ortadoğu ile ilgili politikalarınıza yön verme şansı tanırsanız, kampanyanız için size çok etkili bir biçimde yardımcı olabiliriz’. Bu, ise Kennedy’nin hiç alışık olmadığı bir öneridir.“

 

Kennedy yukarıdaki olayı avukatı Bartlett’e anlatırken; “Orada söylenenlere ben bir başkan adayından çok, bir yurttaş olarak tepki gösterdim. Kendimi hakarete uğramış gibi hissettim” şeklinde ifade eder. Kennedy, Jewish lobisinin desteğini almadan göreve gelen, ilk Katolik Amerikan başkanıdır.

 

Şu anda 2012 Amerika’sında ise, ikinci kez Jewish lobisine rağmen başkan seçilen ve dini bile spekülasyonlara neden olan bir Obama var.

 

Kennedy;

1. İsrail’in nükleer programına karşıydı

2. Araplara yönelik diğer Amerika liderlerine göre olumlu bir bakış açısı vardı.

3. Orta doğuda daha adil politikalar uygulama isteğine sahipti.

4. Vietnam’dan bir an önce çekilmek istiyordu…. ve isterseniz buraya benzer bir sürü daha vs. vs. vs de yazabilirim…

 

Kennedy’nin savaştan beslenmek yerine, daha barışçıl ve savaşsız politikaları istemesi / savunması ABD’deki Yahudi lobisinin işine gelmiyordu ve bu nedenle de Kennedy, Paul Findley’in “Konuşmaya Cesaret Ettiler” ve Michael Collins Piper’ın “Son Hüküm” kitaplarında da belirtildiği gibi Mossad tarafından suikastla ortadan kaldırıldı.

 

Yaklaşık 1 ay kadar önce Amerika Başkanlık seçimleri yapıldı. Amerika’daki Jewish lobisinin yoğunluklu olarak Romney ile yola devam etmeyi arzulamaları, bizlere Kennedy dönemini bir kez daha hatırlattı. Yahudiler yıllar sonra görünürde bir kez daha Obama yüzünden seçimi kazanamadı. Obama’nın 2. dönemi olması ve bir daha seçilme ihtimalinin de olmaması nedeniyle, çok daha rahat davranması ve daha kararlı ve sonuç alıcı politikalar uygulaması beklenmekte. Ancak son Birleşmiş Milletler’de (BM) Filistin için yapılan uygulama, -aynı küçük ölçekli Türkiye’de de olduğu / yaşandığı gibi- Amerika’da karar alıcı mekanizmaların içinde, halen çok ciddi anlamda Siyonist güçlerin etkisi ve lobisi olduğunu bir kere daha teyit etti…

 

Bu bağlamda; Ortadoğu’da ve Balkanlar’da 38. Osmanlı padişahının geçtiği yerlerden birisi olan Bosna Hersek’in bile çekimser oy kullanması da göz ardı edilmemesi gereken bir diğer önemli nokta.

 

Dünya son dönemlerde Ortadoğu merkezli acımasız savaşlarla yo(ğ)rulmuş durumda. Bunun farkına varan aklı başındaki dünya insanları, dünyanın değişik yerlerinde yıkıcı hareketlere karşı, birlikte –hoşgörü ile- hareket etmeye çalışıyorlar. ABD’de Obama’nın durumu da, aynı bir zamanlardaki Özal’ının durumu ile benzerlikler göstermekte. Obama her ne kadar halkın desteğini oy bağlamında almış olsa da, muhakkak diğer ülkelerle ilişkilerinde temel Amerikan siyasi yapılanmasından ve Jewish baskısından çok da farklı uygulamalar içinde ol(a)mayacak. Bu bağlamda da kesinlikle İsrail ile savaşmayacak / çatışmayacak ve fakat akıllı stratejik ortaklıklara da ‘hayır’ demeyecek…

 

İsrail ile asla savaşmayacak ve hatta onunla müttefikliğini de kolay kolay hiçbir şey boz(a)mayacak. Çünkü İsrail’le ya da Jewish Community ile açıktan savaşmaya kalkmanın ne demek olduğunu, o da, biz de, Kennedy suikastından anlayabiliyoruz. Ayrıca Netanyahu’nun ABD bağlamındaki –şımarık çocuk durumunu- aynı Kennedy cinayeti benzerini mikro planda Türkiye’deki Üzeyir Garih olayı bağlamında düşünecek olursak, sanırım İsrail’in hasta ruh halini çok daha da kolay anlayabiliriz. Ben de emniyetteki üst düzey yetkililerle gittiğim 15 günlük İsrail programında bunu fazlası ile yaşadığımı söyleyebilirim…

 

Şimdilerde Sn. Fethullah Gülen için; ‘neden İsrail’e yaptığı zulümler için ses etmiyor’ diye bas-bas bağıran bir zihniyet, özellikle Üzeyir Garih’in –aynı Keneddy gibi- neden öldürüldüğünü bence çok iyi araştırmalarında yarar var. Bir cebinde ‘cevşen’, bir cebinde ‘Tevrat’ taşıyan ve; ‘Rusya’daki kolejlere ben talibim’ diyerek kapanmasını engelleyen ve ciddi anlamda maddi yardımlarda da bulunan Sn. Garih acaba neyin / nelerin bedelini ödedi ve o niçin mezarlıkta öldürüldü?

 

Kanımızca; ‘samimiyetten öte iletişim yoktur’ diyerek, ona ulaşan şakirtlere muzahir olan Yahudi kökenli bir iş adamı olan Sn. Garih, ben-i İsrail’i bu tavrı ile ne kadar rahatsız etti acaba? Rusya’da kolejlerin kapanmasına, içişleri bakanlığı döneminde gıkını çıkartmayan ve şu dönemlerde de çarşaf çarşaf dış ülkelere istihbarat veren zihniyet mi İsrail’e karşı durmakta / kafa tutmaktadır? Yoksa Mevlana Hüseyin Efendinin kabrini ziyareti sırasında, bir psikopatın adi bıçak darbelerine maruz kalan Sn. Garih ve İshak Alaton gibiler mi?..

 

Obama yönetimi, dünya barışı için önemli gözükmekle beraber, Ortadoğu’da yapılan ABD-İsrail merkezli planlamalarda kesinlikle sorun oluşturacak çakıl taşlarını istememekte… İktidar sarhoşluğu ile dünyanın gözünün içine baka baka kibrin kitabını yazan ülkeye “one minute” diyen, “Mavi Marmara” ile bakan düzeyinde katılım sağlamaktan son anda vazgeçen ve tüm planları alt üst edebilecek olan bir Milli (Görüşçü) Şef’in neler yapabileceğini kestiremeyen Obama ve ekibi, Başbakan Erdoğan’la yola devam edip etmeyeceğini de önümüzdeki süreçte çok daha net bir şekilde belirleyecek…

 

Ancak bizim duyumlarımıza ve görüştüklerimize göre; Obama’lı ABD yönetimi, Sn. Erdoğan ve AKP dışında / yanında, yeni yeni arayışların içinde oldukları da bu konuda uzman olan herkesin ifade ettiği bir gerçek… Yandaş medyanın; “Erdoğan Obama’nın abisi gibidir” anlatımları ise yalakalığın, basiretsizliğin, çapsızlığın, dış siyaseti bilmemenin ve fakat dış politikanın iç siyasete alet edilmesinin şahane bir örneğinden başka da bir şey olmasa gerek…

 

Son söz olarak isterseniz şunu söyleyerek makalemizi sonlandıralım;

1. Her söylediğin doğru olmalı ama her doğruyu her zaman her yerde söylemek doğru değildir.

2. Gücü elde tutmadan hamasi konuşmalar yapmayacak ve atıp sıkmayacaksın!..

3. Güç elinde olduğu zaman da ya Hz. Ömer gibi olacak ve adaletle hükmedeceksin ya da Gayretullah’a dokunan işleri yaparak –güç zehirlenmesi nedeniyle- kendi elinle kendi sonunu hazırlayacaksın…

 

Bilmem anlatabildim mi?

 

 

Twitter: @onderaytac

Reklamlar