Etiketler

, ,

Numan NUH

Kim Daha Milliyetçi; Salonlarda Hamasi Nutuk Atanlar mı, Yakutistan’da Türk Bayrağı Dalgalandıranlar mı?

Geçtiğimiz haftalarda rahmetli Alparslan Türkeş adı ile toplumun dinamik bir kesiminde ciddi bir sevgi oluşturan Milliyetçi Hareket Partisinin 10. Olağan Büyük Kongresi yapıldı.

Bu ülkede yaşayanlar tarafından azımsanmayacak bir sevgi görenÜç Hilal ve Bozkurt’un sembolü olduğu, MHP’de 15 yıldır Genel Başkan olan Devlet Bahçeli,hayatın olağan akış sürecindeki olaylardan biri ile karşılaşılmazsa bir üç yıl daha ve sistemin gereği olan delege yapısıyla bırakmadığı müddetçe partinin başında bulunacaktır.Devlet Bahçeli’nin başkanlığa seçilmesi madalyonun ayrı bir yüzü gibi dururken kongrede yapmış olduğu konuşma,güdümlü kıta olan delegeler tarafından kabul görse de toplumun parti tabanı dinamik bir kitlesinin  hafızasında yaralayıcı derin bir iz bıraktı. Bir parti Genel Başkanı olarak bedeli oy olarak dönmeyecek bir konuşma yapma gereğini neden hissettiği sorularını gündeme getirdi.

Bahçeli’nin MHP tabanının güvenle çocuklarını okullarına, dershanelerine gönderdiği, dünyanın dört bir yanındaki eğitim faaliyetleri ile övündüğü bir camiaya karşı tavır aldığını gösteren konuşmalar yapması kafaları karıştırdığı gibi Milliyetçiliğin dününün ve bugünün de yapılanların tartışmaya açılmasına neden oldu.

1969 yılında kurulan, Türk-İslam ülküsü ve Türk milliyetçiliğini savunan aşırı sağ olarak bilinen ülkücü-milliyetçi siyasî partinin liderinin, milliyetçi, mukaddesatçı İslam dinini referans kabul eden tabanına rağmen böyle bir konuşma yapması hangi güçlerden mesaj alarak konuşmasını şekillendirdiği veya konuşma metinlerinin önüne bırakılması ihtimalini hatırlattı.

Bu konuşma Milliyetçilerin idolü ama ulaşamadığı ideal için dünyanın dört bir yanında görev alanları değil, onlara sempati duyanları, biz gidemedik bari onlar gittiler diye sevinen gönlü Allah,din ve İslam’ın son karakolundaki necip millet  için atan ve içinde MHP tabanının da bulunduğu ciddi bir kitleyi  etkiledi.

Benim MHP’nin geçmişine ve parti programına bakarak yaptığım değerlendirmeye göre MHP gibi milliyetçiliği referans alan “Türklük bedenimiz İslamiyet ruhumuz” diyen bir partinin Genel Başkanı sadece ve sadece bir kaç yıllık başkanlık hatırına böyle bir konuşmayı  yapmamalı idi. Ne var ki MHP Genel Başkanı tarafından MHP’nin geçmişine geleceğine, ruhuna uymayan ve binlerce ülkücü şehidinin kemiklerini sızlatan o konuşma bu gök kubbenin altında yapıldı. MHP’ye üç yıl daha hükmedecek kadrolar bilsin ki Bağımsız ülkücüler değil, Anadolu’nun samimi derin ülkücüleri o konuşmadaki okyanus ötesi tabirlerinden memnun olmadılar. Bu millete samimi hizmetten ziyade sadece hamasi nutuk kokan bu konuşmaya Anadolu’nun samimi ülkücülerinin er geç, sandıkta verecekleri bir cevap olacaktır.

Yoksa “Turan ellerinden haber gelmiyor, Yarabbi derdimi kimse bilmiyor, Dört asırdır Türkün yüzü gülmüyor, Akşam olur sabah olur ağlarım Nerde benim Oral- Altay dağlarım?”  Diyenlerin “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik. Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik” şiirlerini dillerine dolayanların “Budhanın Tunç Heykeline, Ay’a Güneş’e Yıldız’a Hak Yol İslam yazacağız”, “Özbek, Türkmen, Uygur, Tatar, Azer bir boydur. Karakalpak, Kızgız; kazak. Hepsi bir soydur” gibi binlerce şiiri türkü, yazı yazanların derdi ne idi. Ülkücü hareketin daha tomurcuk çağında hain devşirme ve komünist zihniyetin hain kurşunları tarafından hayata veda ettirilenlerin yazdığı destanlaşan ülkücü hareketin, hareket felsefesi ne idi.

Şehit Mustafa Pehlivanoğlu daracına neden çıkmıştı, onun gayesi sadece kuru bir kavga mı idi. Şehit edildiği  zaman cebinden 35 kuruş para çıkan ve otopsi sırasında da üç gündür hiç bir şey yememiş olduğu tespit edilen Yusuf İmamoğlu’nun derdi Türk İslam davasından başka bir şey mi idide kahpe kurşunlar O’nu bulmuştu. Onlar  gibi şehit edilen binlerce ülkücü derin arka planda kitle psikolojisi ve kendilerine saldıranlara cevap vermiş   olsalar da  düşüncelerinde Allah’ın adını ve hükmünü dünya üzerine yaymakolan ilay-ı Kelimetullah davası yok mu  idi. Veya onlara karşı tetik çekenler Allah’ın adını, dini, kutsal değerleri yeryüzünden silmek için ve ezanı susturmak için  hareket etmiyorlar mı idi.Onlar o dönemde bildikleri gibi mücadele ettiler.

Şehit Fikri Arıkan için yatsı namazını müteakip, Arıkan’a diye şiir yazan İlhami Erdoğan “Ağlayın dostlar, ağlayın Arıkan’a” neden demişti. Ülkücü  hareketin ilham kaynağı Abdurrahim Karakoç “Çiçeklenir sevda serde, Cihan düğün olur merde, Nuru Kuran-ı her yerde yayacağız suç olsa da” neden demişti. Ozan Arif  “Bütün sussalar. Sen de sus diyerek boynum vursalar,Şeriatçı diye ipe assalar. Kur’ana kurbandır bu canım benim”

Evinin önünde hain kurşunlara hedef olarak sakat kalan bir soyu feda eden Muharrem Şemşek’in Türk İslam davasından başka bir amacı mı vardı da mı hain ellerin hedef noktası olmuştu.

MHP’yi ırkçı çizgiden Türk İslam çizgisine çeken, mitinglerde kurt postu kaldıranları, putperest misiniz, diyerek azarlayan Türklük Bedenimiz İslamiyet ruhumuz diyen Türk Cumhuriyetlerine ve toplumun manevi dinamiklerine sahip çıkan ve   “Barışı, hoşgörüyü ve kardeşliği esas alan öze dönüşü, uzay çağına yükselişi başlatmış durumdasınız. Kanada’dan Yakutistan’a, Moğolistan’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar her yerde açılmış bulunan okullar ve üniversiteler millî kültürümüzün ve millî, manevî değerlerimizin bütün insanlığa yöneldiğini göstermektedir. Faziletli hayatınız, hiçbir maddi menfaate tamah göstermeyen karakteriniz size karşı halkımızda büyük bir güven uyandırmıştır. Yalnız Allah rızasını hedef alan gayretleriniz, birkaç yüzyıldan beri kaybettiğimiz eski dünyamızı yeniden fetih mahiyetindedir.”diye İslam davasının en çilekeş ve samimi aksiyon insanı Fethullah Gülen Hocaefendi’ye mektup yazan Alparslan Türkeş’in asıl gayesi kuru bir kavga veya başkanlık mı idi.

MHP Genel Başkanlarının amacı kendilerinin savundukları davayı duygusallığın ötesine taşıyarak, amelle birleştirip aksiyon haline getiren İlay-ı kelimetullah davasını, rasyonel ve kalıcı bir şekilde  dünyanın dört bir yanında bayraklaştıranlara karşı olmak mı olmalı idi.

Parti tüzüğünün başında “Türk Milleti’ne mensubiyetin gurur ve şuuruna sahip, manevi ve kültürel değerlerimiz ile birlikte evrensel değerleri de özümsemiş, dış dünyaya, yeni düşünce ve gelişmelere açık, bilim ve teknoloji üretimine yatkın, inançlı, yüksek ahlâklı ve sağlam karakterli nesiller yetiştirmek maddesi neden konulmuştu

Okunan fotoğrafa göre parti tüzüğünün gereğini yapamayan şu anki MHP’nin bu düşünceyi partisiz patırtısız dünyanın dört bir yanında fedakarca yapanlara karşı örseleyici bir tavır takınması hangi düşüncelerin kontrolüne girdiğini akıllara getiriyor.

İyi bilinmesi ve hatırlanması gereken bir konu vardır ki iktidar olmaktan ziyade genel başkanlığı bırakmamak için bu uğursuz gecenin sabahı çok yakındır diyerek iktidar hülyaları kuranlar 2002 yılında kendisine altın tepsi ile sunulan iktidarı kabul etmeyerek erken seçim istemeleri nasıl açıklanacaktır. Düşünün ki ülkeyi yönetmesi ve mağdur olan kadrolarına sahip çıkması beklenen bir siyasi parti var.  Al sana ülkeyi yönet deniyor, işin derin kodlarına bir anlam veremiyorum ama bana göre bir takım çekincemelerden dolayı erken seçimi bir çıkış olarak görülüyor, baraja  takılan parti terk edip gidiliyor ve aynı pişmanlıkla geri dönülüyor.

CHP azınlık hükümeti tarafından Abdullah Öcalan’ın yurtdışından teslim alınarak getirilmesinden sonra yapılan 1999 seçimlerinde belki Öcalan’ın asılmasına katkı olur diyerek 129 milletvekili çıkarılıyor daha sonra Türk siyasi tarihinde ilk defa kendi partisinden Cumhurbaşkanı adayı olmak isteyenler töremiz diyerek TBMM bahçesinde engelleniyor. Fırın küreği gibi eli olmakla övünen cesur yüreklerin bulunduğu bir parti döneminde gümbür gümbür idam kaldırılıyor. Apo denen caninin asılmasına muhalif oy verdik deniyor . Milliyetçi şehit ve gazi ailelerinden oy alan bir partinin pasif direnişi ile idam kaldırılıyor.

İdamın kaldırılması ile verilen cevaptan sonra 2002’de baraj altında kalan kaptan gemiyi ilk terk edenlerden oluyor. Sen yaptın der gibilerle 13 yıl daha Genel Başkanlığı bırakmamak üzere ikna edilip gönderiliyor. Sağ partilerin içinde bulunduğu konjoktörden faydalanarak 2007 yılında 71 milletvekili,2011 yılında 53 milletvekili çıkararak siyasi ortamın alternatifsizliğine giren partinin kendi değerleri ile barışık olmadan yükseliş trendine gireceğini tahmin etmiyorum.

MHP lideri kendi tabanı ile uyumlu aksiyoner ruhun pratikte uygulanması olan bir hareketle bireysel olarak kavgalı olması hakiki davaya ve dünya beklentilerini de  kazandırmaktan ziyade kaybettirecektir.

Düşünebiliyor musunuz; Doğu Perinçek ve uzantılarının, Marksist örgüt PKK ve tüm radikal sol örgütlerin, kökü dışarıda uzantıları ülkemizde olan gizli komite ergenekoncuların, ateistlerin, koministlerin, masonların, farmasonların, proje adamların, kriptoların, sebatayistlerin, sağ muhafazakâr partiler içerisinde yuvalanmaya çalışan gizli komitelerin uzantılarının, kısaca Allah’ın varlığına ve birliğine, İlay-ı Kelimetullah davasına karşı ve Muhammed’i (sav) ruhtan rahatsız olanların tek cephe yaparak saldırdığı kör gözlerin dahi gördüğü, fedakârlıkları konusunda saygı duyulması gereken gönüllüler hareketine milliyetçi bir genel başkanının açık tavır almasını yadırgamadım desem doğru olmaz.

Oysa ki dünyanın dört bir yanında İlay-ı Kelimetullah davası için bulunan kökü Anadolu’nun derinliklerinde olan  saf duru gönüllüler hareketine, milliyetçi, mukaddesatçı, sağcı ve derin misyonu İlay-ı Kelimetullah olan mensuplarının bulunduğu bir partinin, bu hareketi gönülden ve fiili desteklemesi gerekirdi.Dünyanın dört bir tarafında şehbal açan Hizmet hareketi ve duyarlı ülkücülerin gönüllerini süsleyen ve canı gönülden destekledikleri bir idealdir. Onların hülyalarında dünyanın dört bir yanında İslam davasına hizmet var idi. Abartısız olarak söylüyorum 12 Eylül öncesi bir ideal uğruna şehit olan ve şehit edilen samimi ülkücüler ihtimal yaşasa idiler onlarda şu an  dünyanın dört bir yanında Türk İslam davası için at başı koşturan ücretini sonsuzluk aleminden bekleyen gönüllüler ordusunun içinde  olacaklardı.

15 yıldır MHP gibi bir partinin başında bulunan Genel Başkanın bir bir bağımsızlıklarını ilan eden ve şayet gönüllülerin ektiği tohumlar olmasa nerede ise bizim kontrolümüzden çıkmaya başlayan Türk Cumhuriyetleri ile ilgili bir projesi var mıdır?

Milliyetçi bir partinin düşünceleri sadece yazılı olmaktan ibaret mi olmalıdır. Veya bu kadar Genel Başkanlığı döneminde kaç tane Türk Cumhuriyetine gezi düzenlemiş ve konuşmalarını duygusal süslediği Türk-İslam büyüklerinin kabirleri ziyaret edilmiştir.

Trilyonluk bütçeye sahip 1969’lardan itibaren belirli bir çizgiye çekilen MHP’nin dünya konjoktöründe Türk milletine hizmet adına yapmış olduğu bir çalışma var mıdır? Bölücülerin siyasi uzantısı olanların ülkenin her yerinde güneyinde, batısında, içinde,kıyısında  il teşkilat binaları vardır ama MHP’nin güneydoğu illerindeki il binaları sönük tabelalı ve etkisizdir. Bölücü uzantısı siyasi bir parti kadar cesareti olmayan bir MHP’nin süslü konuşmalarla kendi tabanını uyutmaya ve oyalamaya hakkı olmamalıdır. Demirtaşlar kadar cesareti olmayan bir genel başkan  kongrede yaptığı konuşmada bu millete gül devri yaşatmak için anadan yardan,evlattan,soydan,nesilden geçenleri örselediği için MHP gibi bir partinin başına geçen genel başkanın konuşması bu ülkeye ve Yaradan’a karşı samimi duygular besleyen herkesi ilgilendirmektedir.

Oysa ki bu millet için sadece hamasi nutuk atanlar,dünya çapında bir hizmet ortaya koymaya çalışanları destekleyenler arasında milliyetçi camiadan isimlerde  vardır.Bir tarafta  Ebu Cehilleri köpürten hizmetler yaparak ameli anlamda  Milliyetçiliğin kitabını yazanlar vardır,diğer yanda sadece kuru söz ve laf kalabalığı ile Milliyetçiliğe hizmet ettiğini zannedenler vardır. MHP’nin savunduğu düşünce adına Türk İslam davası adına somut bir hizmetini görenler varsa onu da söylesinler. Ben 13 yıldır MHP’de böyle bir hizmet göremedim.

İşin tuhaf tarafı anlatan anlatıyorda,dinleyenlerde sadece ve sadece aldatmadan ve oy almadan ibaret olan hamasi nutuklara dünyanın geçici makamları için itimat ediyorlar. Bahçeli’nin salonu dolduran İslami ilgisi bilgisinden çok olan dinleyicilere baktığımda Necip Fazıl Kısakürek’in Başıboş şiirndeki;

“Allah’ım sen acı bu saf millete.Sabah yatar akşam kalkar başıboş” mısraları geldi.

Bu milletin temsilcisi olduğunu söyleyen kalabalıklar başıboş olduklarını gösterdiler. Dinle bağlantısı sadece Besmele ve Allah’ın adını mevcut durumuna ve makamının devamına şükretmek için anmadan başka bilgisi ve ameli olmayanlar ama İslami söylemleri kitleleri uyuşturarak kendilerine bağlamak için kullananlar nedense altı boş olan söylemlerle insanları kendilerine inandırdıklarını zannetmenin hevesi ile coştukça coşuyorlar.

Bahçelinin MHP Genel başkanlığını kazanmak için Başbakan’a özenerek tarihi şahsiyetlerle süslediği ve insanda duygusallığı okşayan konuşmayı dinlediğinizde Büyük Türkiye’yi kuracak bu şahıstan başkası olmaz diye düşünülebiliyor. “Ülkücü Batı Trakya’daki kimlik ve inanç mücadelesidir. Ülkücü Filistin sokaklarındaki mazlumların sesidir. Kerbela’daki vicdansızlığın alacaklısıdır. Ülkücü Çeçenistan’da sönen hayallerin takipçisidir. Ülkücü Bosna’da yıkılan hayallerin tamircisi” olacak ülkücüler herhalde nefsani arzularının esiri olan arabalarla fink atan, eş değiştirme partilerine katılan,Cuma namazı kılınca kendini evliya olarak gören,kasetleri işportaya düşen  ülkücüler olmasa gerek. Bahçeli’nin önderliğindeki ülkücüler Batı Trakya, Filistin,Kerbela,Çeçenistan ve Bosna için neler yapmış bir açıklasınlar da görelim.Bahçeli bu konuşma içini somut bir örnekle dolduramıyorsa bunu gerçekleştirenlere karşı,en son sözü söylemesi gerekirdi.

Hamasi nutuklarla mangalda kül bırakılmıyor ama bunun nasıl olacağı akıllara  bir türlü gelmiyor. “MHP Türkiye merkezli yeni bir medeniyet tesis etme anlayışını kendine siyasi misyon olarak kabul etmiştir” doğrudur aslında MHP’nin misyonu budur velakin bu iş nasıl olacaktır. Hiç bir proje olmadan, hiç bir çalışma olmadan Türkiye nasıl dünyada medeniyet’in merkezi olacaktır.

Bahçeli’nin Okyanus ötesi diyerek dünyanın kabul ettiği ve gönlü bu ülke insanının bir kez daha kendine gelemsi için  samimi olarak çalışanlara karşı bir tavır koyması  Okyanus ötesinin ne yaptığını akıllara getirmektedir. Okyanus ötesinde bulunan Hocaefendi bu ülkeye ne yapmışta hangi zihniyetle  ismi vatan hainleri ile aynı kefede zikrediliyor,anlam vermek

Okyanus ötesindeki maneviyat önderinden ilham alan Anadolu gönüllüleri BM’ye kayıtlı ülkelerinin %90’u na bu ülkenin ismini duyurmuşlardır. Hamasi milliyetçilik nutku atan ve bu duygudan beslenerek oy alanların yolunu bilmediği Türk Cumhuriyetlerini, Yakutistan’dan ABD’yi suyolu yapmışlardır. Her yıl Türkçe için binlerce gencin bu ülkeye gelmesine vesile olmuşlardır. Renkleri aynı binlerce genç kendi ülkemizde Türkçe havası estirmesi karşısında hala gözler yaşarmıyor ve bir kaç çocuğa Türkçe öğretmişler diyerek böyle büyük bir emek göz ardı ediliyorsa, o izah gafillikten başka bir şey olmadığı gibi  onun karşılığıda öteler ötesinde mutlaka verilecektir.Kuş uçmaz kervan geçmez ülkelere Türk adını götürmüş o ülkelerde okullar,dil merkezleri,kültür merkezleri açmışlar,sağlık hizmeti başlatmış,kurban dağıtmışlardır. Nerede ise bütün ümitlerin tükendiği, İslam’ın cami duvarları arasına sıkıştırılmaya çalışıldığı bir dünyada,ümit tomurcuklarının açmasına vesile olmuşlardır. Anadolu insanına ufuk olmuşlardır. Okyanus ötesinden alınan ilham olmasa idi, başbakan istişare toplantısında Güney Afrika’ya gitmek için gönüllü insanlar mı arayacaktı. Türk heyetleri gittikleri ülkelerde kendilerini karşılayan türk öğretmenler, işadamları, türkçe konuşan çocuklar, Türk bayrağının dalgalandığı, Atatürk köşesinin olduğu okullar mı görecelerdi. Yıllardır sadece yurt  hizmeti bilen farklı dini grublar dünyanın dört bir yanına okul açmak için cesareti nereden bulacaklardı.

Alpaslan Türkeş’in rüyasını kim gerçekleştiriyor. Mehmet Akif’in Asım’ın Neslini, Necip Fazıl’ın Büyük Doğu Neslini, Sezai Karakoç’un Diriliş Neslini, Nurettin Topçu’nun Yarın ki Türkiye’nin  Kurucuları diye adlandırdığı hasbiler ordusunu herhalde okyanus ötesi diye eleştiride bulunanlar yetiştirip Ahmet Yesevi’nin Alperenleri gibi dünyanın dört bir yanına göndermediler. Sadece bir makam için iktidarda Nimet’ler için olmadık oyuna boyun eğenlerin, okyanus ötesinin bu milletin dünya ve ukba saadeti için  yaptıkları hizmetleri görmemeleri sadece kendileri için bir kayıptan başka bir şey değildir.

Devlet Bahçeli ne derse desin MHP tabanının “Okyanus Ötesi” ile bir kavgası yoktur. Okyanus ötesi samimi ülkücülerin kendilerini bulduğu bir ana kucağıdır.Derin millet okyanus ötesinde de olsa da sevmiştir, kabul etmiştir,hizmet için evlatlarını sırası gelen askerler gibi bir bir göndermektedir.Bir an-ı seyyale olan hayatta Bahçeli’nin tavır koyması,hakiki anlamda Milliyetçiliğe hizmet eden, asırlardır ihmal edilen büyük bir dava için  dünyasını bırakın ahiretini feda eden gönüllüler ordusuna ve ona destek veren samimi MHP tabanına sadece   ilham verecektir.

Ehl-i vicdan olan kalblere soruyorum. Milliyetçiliği temel felsefe ve söylemlerle ilay-ı kelimetullah davası için yola çıktıklarını belirten bir parti mi bu millete daha çok hizmet ediyor.

Yoksa   her fırsatta eleştirilen cemaat mi?

Milliyetçiliği referans olarak alanların Türk Cumhuriyetlerine açtığı kaç okulları var. Bir zamanlar Kur’an kursları verilen ülkü ocakları şu an dine,imana, ahlaka hizmet yönünde ne denli bir çalışma gösteriyor.Kültür ve ahlak ocağı işlevini başarı ile yerine getiren Ülkü Ocakları neden mafyanın kucağına itildi ve daha sonra da bu bahane ile kapılarına kilit vuruldu. Oysa ki şu anki MHP dünyanın dört bir yanına sadece Allah rızası için giden gönüllüler kadar samimi olsa idi.Ülkenin başına iktidar olacaktı.

Kendisinin MİT elemanı olmadığını göstermek için MİT’ten yazı belge isteyenler kendi dedesi ile ilgili nüfus müdürlüğünden bir belge istese idiler kongrenin sonucu çok farklı olurdu.

Bence Bahçeli tabanı ile hiç bir kavgası olmayan,tabanından insanlarında içinde bulunduğu Okyanus ötesine açık tavır alacak, bu ülkede demokratik rejimi silah zoru ile değiştirmeye çalışanlara selam gönderecek yerde, kendisini dinleyen kitleye, dünyanın dört bir yanında bizden daha çok milliyetçiliğe ve felsefemize yapılan  hizmetlere vesile olan Okyanus ötesine selam olsun demeli idi.

Bahçeli’nin bu ülkenin mukaddesatı ile düşman olanlarla aynı çizgiye MHP gibi “Türklük Bedenimiz İslamiyet ruhumuz” denilen bir partiyi buluşturması MHP’nin başka çizgilere çekilme ihtimalini gündeme getirmiştir. Yoksa Bahçelinin sözü ile bedel ödemiş  samimi ülkücü tabanın görüş değiştirmesi mümkün değildir. Ülkücü taban alnı secdede olan insanlara düşman yapılamaz.Ve düşman değildir. Bu aslında farklı bir uluslar arası oyunun MHP’de ete kemiğe büründüğünü göstermektedir. Türkeş’in dostları ile düşman olmak onun övgüyle bahsettiği insanları inciten ve töhmet altında bırakan üst perde hitapları bunu göstermektedir. Aslında bu çıkışlar ile MHP’de Türkeş’in izi silinmekte onun duvara asılan posterleri ile vefa havasında sistem tıkır tıkır işletilmektedir.

“Bir elime ahiretimi, bir elime dünyamı aldım,sakın ola ki tek dünyalılar karşıma çıkmasın “diyen büyük mücadele adamını ve Okyanus Ötesindeki büyük aksiyon adamından ilham alarak  dünyanın dört bir yanında yamyamlar ülkesine dahi  korkusuzca giden gönüllülerden milliyetçi kimse yoktur.

Reklamlar