Etiketler

, , , ,

Cenaze konuşuyor

2010 yılı Aralık ayında, Kanaltürk’teki Merkez Siyaset programında Semra Özal’a açık seçik sormuştum: Siz eşinizin zehirlendiğini mi düşünüyorsunuz?

“Evet” demişti. Sonra da bunu açtı ve Turgut Özal’ın vefat ettiği sabahın gecesinde gittiği resepsiyonda içtiği limonataya dikkat çekti.

Semra Özal o gün bugündür konuşmadı. Ama açıklamaları, Özal’ın kabrinin açılması sürecini tetikledi. Savcılık resen soruşturma başlattı, ifadeler aldı ve sonunda mezar açıldı.

Devlet, o mezarı çıkabilecek olası sonuçları bilerek kazdı. Dikkat edin, örnek alınmadı. Bütün naaş çıkarıldı. Günlerce incelendi, tahlil edildi.

Yaklaşık 20 yıl sonra topraktan çıkarılan naaşın mucizevi biçimde korunması, soruşturmanın işini kolaylaştırdı. İşin fiziki veya mistik izahı bir yana, aklımdan ilk geçen şu oldu: Cenaze bunu beklemiş.

Geçenlerde bir yerde bu yorumu yapınca enteresan bir bilgiye ulaştım. Kaynağımı veremem ancak naaşı inceleyen isimlerden biri “İşimiz bittikten sonra ceset kararmaya başladı” diyor. Adeta görevi bitmiş gibi.

Kareleri birleştirin

Gazetemizin cuma günkü sürmanşeti çok netti: “ZEHİRLEMİŞLER.”
Adli Tıp Başkanı’nın açıklama yaparken bu bilgiyi geçiştirmeye çalıştığı çok aşikârdı.
Mesela, Adli Tıp Kurumu’nun bağlı olduğu Adalet Bakanı hiç konuşmadı. Açıklama da yapmadı. Bu manidardır.

“Zehirlenme” bilgisi, öyle üzerinde durulmayacak bir olay da değildir.
Son günlerde bunu da sulandırmaya çalışıyorlar. Yok efendim, zehirlenmişse ne olacakmış… 20 sene sonra fail veya failler nasıl bulunacakmış… Bu bilgi, neye ve kime hizmet edecekmiş, filan…

Hepsi bir yana, yakın Türkiye tarihine açık ara damgasını vurmuş bir başbakan ve cumhurbaşkanının zehirlenerek öldürüldüğünün ortaya çıkması, tek başına bir skandaldır. Bunun böyle bilinmesi bile, sonrasındaki gelişmeleri tahlil etmek açısından mühimdir. Ayrıca öyle zannedildiği gibi üzeri örtülecek bir kriminal olay da değildir. Dünya suç tarihi 50 yıl sonra aydınlatılan nice hadise nakleder bize.

Başdanışmana dikkat!

Pazartesi günü Zaman gazetesinden Turgut Özal’ın eski başdanışmanı Arif Yüksel’in açıklamaları okundu mu, bilmiyorum. Satır satır dikkatle okudum.

Özetle diyor ki:
“Zehirlenme süreci geziye çıkmadan bir ay önce başladı. Onu zamana yayarak zehirlediler.”
Orta Asya gezisinin öncesi ve sonrasında Özal’ın sağlık durumuna ilişkin çok ayrıntılı bilgiler veren Arif Yüksel, cumhurbaşkanının son gecesini de anlatmış:

“Saat 18’deki serginin açılışına katıldı. Bir ara Özal’ı bina içerisinde gezerken elinde limonatayla gördüm. Bir yudum aldıktan sonra bıraktı. Ardından rahatsızlandı. Bir kanepeye uzandı. Sonrasında Köşk’e gittik. Semra Hanım’a, cumhurbaşkanımızı dinlenme salonuna bıraktığımı, durumunun iyi olmadığını söyledim. ‘Arif sen her şeyi abartıyorsun. Sen evine git. Ben ilgilenirim’ dedi.”
Uzatmayalım… Arif Yüksel, ertesi sabah Turgut Özal’ın rahatsızlanarak Hacettepe Hastanesi’ne götürüldüğünü öğrenince de hastaneye koşmuş ve gasilhanede şöyle bağırmış:

“Cumhurbaşkanının ölümü şaibelidir. Kesinlikle zehirlenmiştir. Bu nedenle otopsi yapılması gerekiyor.”

Aile cesedin parçalanmasını istememiş.

Tarık TOROS Bugün

Reklamlar