Etiketler

, , , ,

Çaresizlik anı

Çarşamba günüydü.

Sandy Kasırgası olanca şiddetiyle New York ve New Jersey’i vurmuş insanlar sabahın erken saatlerinden itibaren kasırganın verdiği tahribatı tamire başlamışlardı.

Evimi su basmamıştı, arabamın üzerine bir ağaç da yıkılmamıştı.

Kendimi şanslı hissettim.

Tek sorun elektrik kesintisiydi.

Elektrik olmayınca ısınma sorunu da beraberinde geliyordu. Jeneratörü olan hastaneler dolup taştı.

Eelektrik bağlantısı yoksa internet bağlantısı da olmuyordu.

Telefonunuzu şarj edecek ve internet erişimi olan bir mekan bulabilirseniz pek sorun da yoktu aslında.

Ben de öyle yaptım ve New Jersey’de Antsores’a doğru yola koyuldum.

Antstores tıklım tıklım adeta kamu hizmeti veriyor o sıra.

Türklerin uğrak mekanı Antstores’u Amerikalılar da keşfetmiş böylece.

Yanımda Ahmet Kurucan, Zaman’a göndereceği yazıyı tashih ediyor. Gazeteci arkadaşlarım haberlerini, görüntülerini geçiyorlar.

O sırada telefon geliyor ve CNN 5N 1K programından arkadaşlar arıyor canlı yayın bağlantısı yapmak için.

Hemen sistemi kuruyor ve bağlantı için gerekli hazırlığı yapıyoruz. Ardısıra yaşananları anlatıyorum.

Bu sırada Güney Jersey’e gitmem gerekiyor.

Atlayıp gidiyorum.

Giderken gözüme kilometrelerce uzayan bir araba kuyruğu görüyorum. Trafik sıkışıklığı sanıyorum önce. Neden sonra benzin sırasında olduklarını anlıyorum.

Yola devam ediyorum.

Bir süre sonra gözüme ‘fuel law’ sinyali beliriyor. Benzinin azaldığını geç de olsa farkediyorum.

Derhal GPS’e evimin adresini giriyorum ve istikameti değiştiriyorum. GPS evime en kısa yolu buluyor. Seviniyorum ve yola koyuluyorum.

Ne ki, GPS’in bulduğu kısayolun sular altında kalan Hoboken üzerinde olduğunu kendimi suların içinde bulunca farkediyorum.

Benzin ha bitti bitecek.

Bir yol ayrımına geliyoruz.

Evime varmaya sadece 3.4 mil var.

Ancak sel sularının tam ortasından geçmek gerekiyor. Sürücülerin bir kısmı bu riski göze almıyor ve geri dönüyor. Benzinleri bittiği için arabalarını parkedip başka bir yoldan yaya olarak devam edenler de var.

Etrafta askeri araçlar, polis arabaları.

Güç bela selin tam ortasından geçiyorum.

Bu arada elim telefonda, yaşananları twitter üzerinden paylaşmak istiyorum ama yapamıyorum.

Benzin ha bitti bitecek.

Hoboken’un sel sularından kurtuldum derken benzinim bitiyor. Eve yürüyerek gidiyorum.

Evde mum ışığında saatler geçiyor. Telefonun şarjı ha bitti ha bitecek. Şarj edecek bir yer de henüz görünmüyor.

Ertesi gün bir arkadaşımın havaalına gitmesi gerekiyor.

Taksi tutmaktan başka şansı yok. Ancak olağanüstü bir durum olduğu için Manhattan’a giriş için arabalarda en az 3 kişinin bulunması gerekiyor. Taksiyle arkadaşı güç bela yetiştiriyoruz havaalanına. Yarım saatlik yolu 3 saatte alıyoruz. Dönüş de bir o kadar sürüyor.

Birşeyler ters gitmeye başlayınca sanırım kötü gitmeye de devam ediyor.

Takside telefonumu unutuyorum.

Ve tam 24 saat dünyayla, arkadaşlarımla bağlantım kopuyor. Bütün bankalar kapalı. ATM makineleri çalışmıyor. Bir mumu 19 dolara satıyorlar. Mum bulsanız, çakmak ya da kibrit yok.

Koskoca Amerika kasırgaya teslim oluyor.

Evde çaresiz beklemekten ve ertesi gün benzin bulabilmekten başka şansınız yok. Kredi kartı kabul etmiyor benzin istasyonları, nakitiniz ve benzin bidonunuz varsa şanslısınız.

Sağolsun, bir arkadaşım gece yarısı beni yoklamaya geliyor elinde çeyrek depo benzinle.

24 saatlik mahrumiyet kısmen sona eriyor.

Bir gerçeği anlıyorum: ‘Ancak dostlarınız kadar varsınız.’

Ertesi gün Hoboken taraflarında bir kriz merkezine gidiyorum. Kriz merkezinde bir Türk işletmecisi, Smith &Smith, stand açmış insanlara ‘bedava’ simit dağıtıyor. Yanında çay ve kahve. Amerika’da afet bölgesinde bir kriz merkezinde insanların karınlarını bir Türk doyuruyor. Amerikalılar müteşekkir, şaşkınlıkla izliyorlar. Gurur duyuyorum.

O sıra Suriye’de ve dünyanın değişik yerlerinde yaşanan gerçek dramları düşünüyor ve yaşadıklarımızın aslında anlatmaya bile değmez olduğunu düşünüyorum. Ancak yüksek teknoloji üreten batı medeniyetinin aynı ölçüde ahlaki değerler üretemediğini de daha iyi anlıyorum.

Fatih Çekirge, Van’da yaşanan izdihamla ilgili, ‘demokrasi sıraya geçme kültürüdür’ diye yazmıştı. İzdihamı ve yağmacılığı demokrasinin kalesi Amerika’da da görüyorum.

Evimin yakınlarında Filistinli Müslümanların işlettiği bir bakkal var. Ben dahil bir çok insan o insanların çalışan telefonlarını rahatlıkla kullandıracaklarından emin. Telefon bağlantısı olmayanlar Muhammed’in telefonundan yakınlarını arıyorlar. Bir ambulans ancak öyle gelebiliyor sokağa.

İzlenimim şu ki, Amerika’nın gücü, teknolojisi olsa da, örneğin elektrik direklerini yerin altına alabilecek bütçesi yok, 1905’te yapılan metro sistemini yenileyebilecek gücü de.

Amerikan sinemasında distopik temalı filmleri bilirsiniz. Hani insanların benzin için birbirlerini boğazladığı filmler. O filmlerin aslında son derece gerçekçi bir tarafı olduğunu ve Amerikan toplumunun büyük bir afet ya da yokluk döneminde çok büyük sıkıntılar yaşayabileceğini gözlerimle, Amerika’nın petrol ve enerjiye ne denli bağımlı olduğunu net bir şekilde görüyorum. 

AYDOĞAN VATANDAŞ – SAMANYOLUHABER.COM

 

Reklamlar