Etiketler

, , , , , ,

Hâlihazırda kimse “Erdoğan ekonomiyi kötü yönetiyor” demiyor değil mi? Pardon, bunu da diyenler var da sesleri o kadar duyulmuyor.

Duyulmuyor, çünkü duyurulması gereken o değil. Zaten bu “ayak” pek çalışmaz; zira dünyadaki ekonomik kriz malum.

Her şey bir yana, AK Parti iktidarından evvel GSMH (Gayri Safi Milli Hâsıla) bakımından Türkiye’yi ona katlayan AB üyesi komşumuz Yunanistan’ın hali meydanda.

Başbakanların önüne yazar kasa fırlatılan, ekonomi profesörlerinin “domatesi kiloyla değil taneyle almayı öğrenmeliyiz” şeklinde televizyon ekranlarından öğütler verdikleri günlerden bugünlere geldiğini efkârı umumiye henüz unutmuş değil.

Peki…

Kürt kimliğinin inkâr edildiği, Kürt köylerinin yakılıp boşaltıldığı, insanlara dışkı yedirildiği, olağanüstü halin bölge insanını canından bezdirdiği, “Kürtçe bir şarkı yapmak istiyorum” dedi diye Ahmet Kaya’ya hayatın zindan ettiği günlerden bugünlere gelindiği unutuldu mu?

Yani..

Devlet eliyle Kürt kanalının açıldığı, anadilde eğitimin son aşaması olan anadilde seçmeli eğitimin sağlandığı bugünlere.

Yani..

Sayın Başbakan’ın partisinin kongresinde açık seçik bir şekilde “anadilde savunma” ve “anadilde kamu hizmetlerine erişim”den bahsettiği, kanın durdurulması için yeniden Oslo sürecinin başlatılacağını, gerekirse İmralı’yla da görüşülebileceğini dile getirdiği günlere.

Bence unutulmadı.

Unutulmadı ama son derece ilginç bir kampanyayla unutturulmaya çalışılıyor.

Sanırım içte ve dışta çalışabilen ayak olarak bunu görüyorlar.

Bence AK Parti bu “ayakları” ciddiye alsa hiç fena olmaz.

Çünkü algı oluşturmak ve yönetmek konusunda son derece profesyonel bir şekilde çalışan bu ayakların oluşturduğu “krizi” yönetme konusunda kimi sorunlar yaşadıkları besbelli.

Merhum Erbakan “gulu dulu dansı” dedi ama sonunda kimlerle dans ettiğini acı bir şekilde gördü.

Daha evvel söyledim, tekrar edeyim: Erdoğan’ın karşısında çok tuhaf bir ittifak var.

O kadar ki, darbeleri savunanlar da darbelere karşı çıkanlar de bu ittifakta.

Lafı hiç uzatmayayım, Veli Küçük’ü arkalayanlar da Hrant Dink’i savunanlar da bu ittifakta diyeyim de gerisini siz hesap edin.

Söyledikleri de üç aşağı beş yukarı şu: Bu Erdoğan yok mu bu Erdoğan demokrasiyi bitirdi, 20 milyon Kürdü de hapishaneye koyacak. Tam bir sivil diktatör, padişah, hatta deli kral.

Ey ahali yok mudur kurtaracak bu ülkenin bahtı kara maderini? (CHP İstanbul İl Başkanı “sizin işinizi biz yapıyoruz” falan demişti askerlere. Ya bunlar kimin işini yapıyor acaba?)

Gerçekte çok tuhaf bir ittifak bu!

KCK operasyonlarına ağzını hiç açmayanlar da var içlerinde, Kürt diye bir şey yok diyenler de!

Böylesi tuhaflığa ben bir de Susurluk eylemelerinden sonra tanık oldum.

“Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık” eylemimin önde gidenlerinden birçoğunu 28 Şubat postmodern darbesini hararetle savunurken gördüm.

Sonra..

Cumhuriyet mitinglerinde gördüm.

Sonra..

27 Nisan e-muhtırasını alkışlarken gördüm..

Ne kadar tuhaf: “Bir dakika aydınlık” eylemlerinde devletin kirli çamaşırlarının hesabını soran bu adamlar, kirli devletin bir kabus gibi halka musallat olduğu 28 Şubat’ı savundular!

Erdoğan’a karşı çok tuhaf bir ittifak devrede şimdi.

Sureti haktan görünmek için kimi masum gerekçeleri istismar eden, yegâne hedefi Erdoğan’ı düşürmek olan bir ittifak!

Çünkü Erdoğan’ın suçu büyük:

Hem “Lider Ülke Türkiye” ideali peşinde, hem “one minute “çekti istikbârın kralına, hem vesayet rejimini geriletti, hem “öz yurdunda parya” muamelesi yapılan dindara sahip çıktı.

Ve hem ülkenin doğusundan oy alıyor, hem batısından.

Reklamlar