Etiketler

, , ,

İletişimin hızlanıp, (TV değil toplamda iletişim) kanallarının gelişmesi şüphesiz dünyayı küçülttü. Artık yeryüzünün en ücra köşesinde, herhangi bir köydeki gelişmeyi bile anında öğrenebiliyor, interaktif iletişime geçebiliyoruz.

Lakin biz insanoğlu, her gelişmeyi ve nimeti bir şekilde zarar verici silaha döndürmeyi başarabildiğimiz gibi, hızlı ve yaygın iletişimi de nefretlerimize, öfkelerimize, kinlerimize ve düşmanlıklarımıza alet etmeyi başarıyoruz.

Biliyorsunuz bir süreden beri Arakan’da yaşayan Müslüman halk Budist’lerden zulüm görüyor hem de öyle böyle değil. Lakin sosyal medyada ‘Arakan fotoğrafları’ adı altında öyle şeyler yayınlandı ki akıl alır gibi değil. Mesele öyle bir hale geldi ki, gerçek zulüm adeta bu yalan fotoğraflarla örtüldü. Orada izole edilen, esir kamplarında gibi yaşayan, her türlü baskı ve sosyal, psikolojik işkenceye maruz kalan Müslüman halk, bayat başka zulüm ve insanlık dışı görüntüler ile unutturuldu.

Benzeri ve çok daha fenası kısa süre önce ülkemizde yaşandı. Öncelikle şunu söyleyeyim; bu iktidarı beğenmeyebilirsiniz, bugün iktidarda olan kitlenin tabanından da hazzetmeyebilir, sevmeyip hatta nefret edebilirsiniz. Ama acıyla, belayla, huzur pahasına muhalefet yapılmaz, yapılmamalı.

Birkaç gün önce sosyal medyada, şahsen takip ettiğim, samimiyetlerine güvendiğim insanların bazı mesajları yaydıklarına şahit oldum. Şöyle şeylerdi mesela: “Malatya – Doğanşehir / Sürgü / Alevi yurttaşların evlerine doğru kalabalık bir grup Irkçı sloganlarla yürüyor!!!” Yüzlerce insanın paylaştığı bu kan dondurucu haberi yapanlar yaymaya devam etti: “SON DAKİKA! Malatya – Doğanşehir / Sürgü / Bir aile, dernek başkanı ve 15 kişi evin içinde sıkışmış durumda, Jandarma müdahale etmiyor.” Şimdi bile panikledik değil mi? Durun bitmedi: “Bu tehlikeli gelişmeye karşı tüm kamuoyunu duyarlı olmaya, medya ve hükumete “ACİL” baskı uygulamaya davet ediyoruz. ”

Yani yazılanlara bakılırsa, Malatya’da yeni bir Sivas olayı yaşanıyordu. Lakin, bu işi bilinçli olarak yaymak isteyenlerin art niyeti kendini çabuk ele veriyordu. Şöyle: “Malatya’da dinci ve faşist kalabalık, ‘burayı Sivas gibi yakacağız’ sloganıyla yürüyor.!” Yalanın bu kadar ahmakçasına artık inanılması mümkün değildi. Bilmem Norveç atasözü müydü: Yalan ne kadar hızlı olursa olsun, hakikat mutlaka ona yetişir! Şüphesiz öyle oluyor, lakin arada acıların, gözyaşının olma ihtimali yüksek.

Sosyal medyada ateşlenmek istenen bu Alevi-Sünni kavgasının fitilini sağduyulu insanlar ve Malatya Valisi Ulvi Saran bizzat söndürdü. Sayın Vali, kendi kişisel sosyal medya hesabından önemli mesajlar paylaştı, akıl sahibi insanları sağduyuya davet etti. Ki kısa süre içinde, bizzat o yörede yaşayan aklıselim insanların mesajları yükseltilmek istenilen ateşi indirdi, tansiyonu düşürdü. Ancak, o sinsi zihniyet yine durmadı, bu kez olayı protesto adı altında körüklemeyi denedi: “İstanbul – Sivil toplum örgütleri Malatya saldırılarına karşı İstanbul’un dört bir yanından Taksim Meydanı’na doğru hareket etti!” Ve bir kez daha klavyelerini yalamak zorunda kaldılar. Peki kimdi bunu yapanlar? Kimisi gazetecilik adı altında yapıyordu bunu, kimi muhabir, kimi muhbir, kimi sanatçı, kimi akademisyendi. Kimi hiçbir şeyin farkında değil, tamamen insanî refleksle hareket ediyordu, kimi dine ve dindara olan öfkesinin haklılığını pekiştirmek adına, kimi içinde bir türlü bastıramadığı nefreti kusmak adına, kimi de son derece bilinçli ateşi yakmak, alevi harlamak adına… Niyet ne olursa olsun netice değişmiyor ama çok tehlikeli bir oyun oynanıyordu sosyal medyada…

Spor medyasının, fanatik taraftarın gazını almak için dümenden futbolcu transferine benzemiyor bu iş. Tehlikeli ve onarılmaz yaralar açabilecek kadar da geri dönülmez, riskli bir oyundu; ateşle oyun… Siz siz olun, çocuklar sokakta top oynarken cam kırsa dahi dikkat edin, sosyal medyada birileri bir anda toplumsal çatışmanın fitilini ateşleyebilir bununla!

02 Ağustos 2012, Perşembe

Reklamlar