Etiketler

, , ,

Sitti Şen mi, Murdoch mu?
Siirt’te yaşayan 79 yaşındaki Sitti Şen, bu satırların yazıldığı saatlerde cezaevinden tahliye olmanın sevincini yaşıyordu, Türkiye ise büyük bir ayıbın kıyısından dönmenin rahatlığını…

Kamuoyu onu, açlık grevine katıldığı ve örgüt propagandası yaptığı gerekçesiyle aldığı mahkûmiyeti çekmek için cezaevine konulması üzerine tanıdı. Silahlarla, bombalarla yakalanmış olanların serbest kaldığı bir dönemde Sitti Şen’in hapse atılması Türkiye’de işlerin eski düzen devam edip gittiğini ortaya koyuyor. Dün tahliye olması da bu gerçeği değiştirmiyor. ‘Sitti Şen’in yaşadıkları gazete sayfalarına yansımasa sonuç böyle olur muydu?’ sorusu, her türlü yasal açıklamaya rağmen kafaları kurcalamaya devam ediyor.

79 yaşındaki bir kadını cezaevine atarak devleti koruyanlar, devleti kurtarmak için (!) çete kuranlara karşı aynı kararlılığı göster(e)miyor maalesef.

Adaletin sadece güçsüze diş geçirdiği bir ülkenin huzura erme ihtimali hiç yoktur. Sitti Şen’in yaptığını doğru bulup bulmamanız önemli değil. O yaşta bir kadının şiddet içermeyen eylemine gösterdiğiniz refleks kaygı verici. Görülüyor ki, şiddet ve cebir taşımasa da düşünceye karşı devletin reaksiyonları 20 yıl, 30 yıl öncesi gibi çalışıyor. Arkasında ‘tanırım iyi kadındır’ diyen birileri olmadığı için de Siirtli Sitti Şen’in mahkûm edilmesi mümkün hale geliyor!

Türkiye’de bu gelişmeler olurken, İngiltere’de bambaşka bir süreç yaşanıyor. Dünyanın en büyük medya patronlarından birisi olan Murdoch, ismi telekulak skandalına karışınca şirketlerinin yönetiminden istifa etmek zorunda kaldı. Üstelik suçun oluşmasında bizzat kendisinin parmağı olmamasına, bir talimatı bulunmamasına rağmen!

Bu olay bizde olsaydı konu nasıl ele alınırdı? Bir kere suç asla konuşulmazdı. Sürekli olarak kimin bu suçu ortaya çıkardığı tartışılır, bir müddet sonra suçlu değil de suçu ortaya çıkaran savcılar ya da emniyet görevlileri tartışmanın odak noktası haline gelir, suçluyu bulduğu için sanık sandalyesine bunlar oturtulurdu.

Suçüstü yakalananlar, suçlarını ortaya çıkaranlara savaş açar, kendi gibi olanlardan da ciddi destek bulurdu. Dilin olmasa da lisan-ı halin söylediği şey ‘Sen kimsin ki benim suçlarımı ortaya çıkartıyorsun?’ olurdu.

Bizim Batı ile farkımız maalesef sadece ekonomik seviye farkından kaynaklanmıyor. Adalete bakış açımız bu farkı ortaya çıkarıyor. İngiltere’de Cameron da olsa, Murdoch da olsa, bir gazetenin yayın yönetmeni de olsa hukuka hesap veriyor. Hukukun alanına girmese, yani olay suç değil etik olarak tartışmalı olsa bile bunun gereğini yapıyorlar. Bizde ise işler bambaşka bir düzlemde tartışılıyor. Bütün milletin gözü önünde işlenen cinayetler, haksızlıklar, hukuksuzluklar ‘kimin adamı’ sorusuyla birlikte ele alınıyor. Emniyet müdürü, mafya lideriyle kameralara yakalanıyor, biz bu konunun üzerine gitmek yerine müdürün kimin adamı olduğunu konuşuyoruz.

Biz benim suçlum demeye devam ettikçe, devlet içindeki rutin dışı oluşumlara karşı kulağımızın üstüne yattıkça saygın bir ülke haline gelemeyeceğiz. Mülkümüz koruma altında olmayacak. Biz kendi adaletimizi 79 yaşındaki bir kadına uygulayacağız. Çünkü gücümüz ona yetiyor. Üstelik mayına basıp ölmüş bir evladın sahibi olan kadına… Atabeyler dışarı Sitti Kadın içeri… Biz bu filmi 1993 yılından itibaren tekrar tekrar seyrettik. Korkarım ki bu film çok kanlı ve içinde çok acılar ihtiva ediyor. Film bittiğinde adı konmamış bir darbenin gerçekleştiğini unutmamak lazım.

Şeriatın kesmediği her parmak acır. Bu kararlar canımızı acıtıyorsa anlıyoruz ki bunları adalet vermemiştir.

 

 

m.kamis@zaman.com.tr  
http://twitter.com/mhmtkamis 

25 Temmuz 2012, Çarşamba

Reklamlar